Sn. Sinem Tezyapar'ın Adalet Bakanlığı'na

gönderdiği 22 Kasım 2006 tarihli dilekçe

 

22.11.06
ADALET BAKANLIĞI’NA

Daha önce Sayın Makamınıza hitaben yazdığım dilekçede, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden Bilim Araştırma Vakfı davası (2006/26 E.) kapsamında annem Emel Tezyapar’ın ortaya attığı hayal mahsülü iddialara yer vermiştim. Bu konu hakkında bazı ilaveler yapmanın yararlı olacağını düşündüğüm için bu dilekçeyi kaleme alıyorum.
Annem Emel Tezyapar, maalesef bazı kişilerin maddi vaatleri ve yönlendirmeleriyle ve en önemlisi kendisinin annelik duygularının istismar edilmesiyle bazı uydurma iddialarda bulunmuştur.
Örneğin, bir yazarın kitabını okuduğum için beni uyardığını ve benim de bu uyarıyı bahane ederek evden ayrıldığımı iddia etmektedir ve bunu yaparken kandırıldığımı söylemiştir.
Ben 30 yaşında, yüksek tahsilli, psikoloji eğitimi almış bir insanım. Benim yaşımda ve kültür seviyemde bir insanın “kandırılması” veya “evden kaçması” olacak bir şey değildir.
Kandırma iddiası da evden kaçma iddiası da hayal ürünüdür. Annem kendisi de bilmektedir ki, fırsat bulduğum zamanlarda kendilerini ziyaret etmekteyim. Ancak her çalışan insan gibi bunun sıklığı sosyal hayatımın ve işlerimin yoğunluğuyla ters orantılıdır.
Ben çocukluğum boyunca aile içi şiddete maruz kalmış bir kişiyim. Ülkemizin önemli sosyal problemlerinden biri olan ve Sayın Aile Bakanımızın girişimleriyle son aylarda gündeme getirilen aile içi şiddeti, ben özellikle babam Mehmet Tezyapar’ın saldırgan kişiliği dolayısıyla küçük yaştan itibaren yaşadım, halen yaşamaktayım. Örneğin, babam, çocukluğumda sinirlendiği zaman benim saçlarımı keser ve beni odaya kilitler, bana ekmek ve su dışında bir şey vermezdi.
Annem, ameliyat geçirdiğimi birkaç ay sonra öğrendiğini iddia etmiştir. Ancak bu iddia da diğerleri gibi gerçek dışıdır. Doktorların dizlerimden acil ameliyat olmam gerektiğini söylediğini ve bunun için paraya ihtiyacım olduğunu anneme birçok defa belirttim. Ancak annem para vermeyi kabul etmedi. Bu sebeple, arkadaşımdan borç alarak ameliyat olmak zorunda kaldım.
Dizlerimden bu ameliyatı olmamın sebebi ise babamın küçüklüğümden beri beni sık sık dizlerime vurarak dövmesidir. Babam saldırgan kişiliği ile bilinir. Beni birkaç kez boğmaya kalktığında elinden güçlükle  kurtulmuştum. Şimdi ise telefonda görüştüğümde “seni de arkadaşlarını da öldüreceğim” şeklinde ifadelerde  bulunmaktadır.
Annemin tutarsızlığı ve mantıksızlığı, iddialarının saçmalığından da kolayca anlaşılabilir. Dilekçesinde güya benim susuz bırakma, kaş kesme gibi cezalara maruz kaldığımı yazmıştır. Bu akılsızca bir iftiradır. Zaten bunların uydurma olduğu annemin kullandığı “…duydum”, “…zannındayım”, “…mış” gibi deyimlerinden bellidir. Annemin “kaş kesme”, “susuz bırakma” gibi deli zırvalarıyla, son  derece  mantıksız ve  akılsızca iddialarla bir ağır ceza mahkemesini meşgul etmesinden doğrusu hicap duyuyorum.
Annemin “beyni yıkanmış robotlar gibi olma”, “köle gibi çalışma”, “tek başına kimse ile görüşememe” gibi iddiaları da şizofrenlerde görülen hezeyanları andırmaktadır. Ben özgür ve kendi ayakları üzerinde duran bir Türk kadınıyım ve hiçkimse benim özgürlüklerimi kısıtlayamaz.
Rüyasında gördüklerini gerçek sananlardan farksız bir hale gelmiş olan annemi tanıyamıyorum. Onun bir takım beklentilerini suistimal edenler, onu, ailevi sorunlarımızı hezeyanlarla süsleyip masum insanlara iftira atan birine dönüştürdüler.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Bilim Araştırma Vakfı davası kapsamındaki annemin anlatımlarındaki ithamların gerçek muhatabı olarak ben bunların tümünün gerçekdışı olduğunu bir kere daha beyan ediyor ve yaşanan bu hukuksuzlukları bilginize sunuyorum.

Saygılarımla
Sinem Tezyapar