"... (Mehdi) İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr (azap) ve haksızlığa maruz kaldık (uğradık)." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)
"Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim (soyum) muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.
Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda (sürgüne) maruz kalacaklardır." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)
Peygamber Efendimiz (sav)'in sözlerinde görüldüğü gibi, Hz. Mehdi ve neslinin hepsi azap, işkence, iftira ve baskıya uğrayacaktır. Hz Ali (ra)'den itibaren bu böyle başlamıştır. Hz. Mehdi de dahil bu şekilde devam edecektir. Bu rivayetler bunu gösteriyor. Hz. Mehdi'nin hakimiyetinden sonra ortam altınçağa dönecektir. Fitne, fücur, zulüm ve haksızlığa uğrama dönemi sona erecektir.
Ahmet Vardar önce kendi oğlunu ıslah etsin, sonra etrafına akıl vermeye kalksın.
Bahadır Vardar'ın faaliyetlerinden, hakkında açılan davalardan babasının haberi var mı?
Bahadır Vardar'ın faaliyetlerinden, hakkında açılan davalardan babasının haberi var mı? Ahmet Vardar, Sayın Adnan Oktar ile uğraşacağına kendi oğlunu terbiye etmeye çalışsa daha iyi olmaz mı? Poliste verilen ifadelerin geçersiz olduğunu herkes bilir. Sayın Adnan Oktar savcılıkta da, mahkemede de, poliste verdiği ifadeleri reddetmiştir ve işkence altında verdiğini söylemiştir. Ahmet Vardar'ın kendisi o devirde polis sorgusuna girseydi, bülbül gibi şakırdı. Sayın Adnan Oktar'ın anlattıklarının on mislini katarak anlatırdı.
- YENİ -
Ahmet Vardar'ın oğlu hakkında açılan şu davalardan haberi var mı?
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi) Savcılığınca örgüt kurmak suçundan 2007/977 sor. sayılı tahkikat yürütülmektedir. Ayrıca suça teşvik suçundan 2007/9239 sor. numarasıyla Üsküdar Savcılığınca tahkikat yürütülmektedir. Türk mahkemelerine, Türk yargısına ve hükümete yönelik suç teşkil edecek sözlerinden dolayı dava açılmıştır. Ayrıca Atatürk'e yönelik çirkin ifadelerinden dolayı da dava açılacak. İstanbul DGM'deki (İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi) dosyasında bu bilgiler mevcut. Buradan gerekli bilgiyi öğrenebilirsiniz.
ANADOLU AJANSI'NIN DAHA ÖNCE DE VERDİĞİ PEK ÇOK ASPARAGAS HABER VARDIR
Anadolu Ajansı'nın asparagas ve yalan haberleri ile ilgili kendi açıklamaları şöyledir:
... Biz dönem dönem böyle flaş haberler veriyoruz. Önemli şeyleri. Bazen bizim flaşımız yalan çıkabiliyor...
Anadolu Ajansı'nın, BAV mensuplarıyla ilgili zamanaşımıyla sonuçlanan mahkeme kararının, Yargıtay tarafından bozulduğu şeklindeki haberi tümüyle gerçek dışıdır. Yargıtay'ın resmi bildirilerinde, bu konuda henüz herhangi bir karara varılmadığı belirtilmektedir. Bu durum, ortaya atılan bu asparagas haberin yargı kararını etkileme ve kamuoyunda infial oluşturma amaçlı olduğunu göstermektedir. Nitekim Anadolu Ajansı'nın daha önce de verdiği pek çok asparagas haber vardır. Bu asparagas haberlerden basında gündeme getirilenlerden bazıları şöyledir:
1-Anadolu Ajansı haberinde"Elazığ'da bir operasyonda ele geçirilen dökümanda Fethullahçıların Emniyet'teki yapılanmasını ortaya koyan somut bilgiler ele geçirildi."demişti. Bu konuda iddiaların dayandırıldığı Elazığ Emniyet'inin görüşlerine başvurulduğunda ise, Emniyet Müdür Vekili Hüseyin Akay, bu haber yapılırken Anadolu Ajansı'nın kendilerinden bilgi almadığını belirtti. Akay, "adı geçen şahsın ne Hizbullahçı, ne Fethullahçı, ne de PKK'lı olduğu konusunda elimizde bir bilgi yok" açıklamasıyla ajansın haberini yalanladı. Sonuçta ajansın sözlerinin aksine 'Emniyet'te Fethullahçı yapılanma iddiaları'nın asılsız ve asparagas haber olduğu ortaya çıktı. http://tr.fgulen.com/content/view/3528/77/
2-Anadolu Ajansı, bacakları, raydan çıkan Kurtalan ekspresinin vagonlarından birinin altında kalan uzman çavuş Mustafa Kemal Aspar'ın, olay sırasında "kendi bacaklarına 7 el ateş ettiğini ve böylece iki bacağını birden kopardığını" yazmıştı. Ertesi gün ise, bir gün önce Anadolu ajansının haberine dayanarak bu olayı aktaran tüm gazeteler, bu haberin asparagas olduğunu duyurdular. Gerçekte uzman çavuş bacaklarına değil, yardım istemek için havaya ateş etmişti. Anadolu ajansı bir kez daha asparagas bir habere imza atmıştı. http://www.medyakronik.com/arsiv/110102m.htm
3-Anadolu Haber Ajansı, AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günther Verheugen için güya "Türkiye'ye tam üyelik değil, AB'yle özel ilişki önerdik" şeklinde bir açıklama yaptığını duyurdu. Bu asparagas açıklama Sayın Rauf Denktaş'ın da yanlış bilgilendirilmesine ve hayali senaryo üzerine yanlış yorumlar yapmasına neden oldu. Verheugen, Anadolu Haber Ajansı'nın maksatlı olduğu şeklinde yorumlanan bu yalan haberini gecikmeksizin yalanlandı. Anadolu Ajansı'nın asılsız bir haber daha vermiş olduğu onrtaya çıktı.http://www.stwing.upenn.edu/~durduran/hamambocu/authors/erk/erk6_11_2003.html
4- Anadolu Ajansı'nın, İnsan Hakları Derneği hakkında verdiği yalan haber ile hedef göstermesi sonucunda derneğin genel merkezi polis tarafından basılarak arandı. Polis baskının gerekçesi Anadolu ajansının, "İHD'nin Yunanistan'dan para aldığı" şeklindeki asparagas haberiydi. Ancak Anadolu Ajansı'nın, Yunanistan Haber Ajansı ANA'ya dayandırarak verdiğini söylediği haberin Yunanistan'daki orjinal metni incelendiğinde, AA'nın haberinin gerçek dışı olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. http://www.ihd.org.tr/basin/bas20010125ist.html
5-Anadolu Ajansı, asparagas haberle, isimlerini de belirterek Danıştay'da saldırıya uğrayan üyelerden bazılarının öldüğünü duyurarak, pek çok ailenin büyük bir acı ve yıkım yaşamasına neden oldu. Saatlerce bu yalan haberin gündemde kalmasının ardından, yetkili ağızlardan yapılan açıklamalarda gerçekte hiç "ölü olmadığı" belirtildi. Anadolu Ajansı verdiği yalan haberle pek çok ailenin mağdur olmasına neden oldu. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=187658
6-Anadolu Ajansı tarafından "Şanlıurfa'da yurtta iki genç kızın tacize uğradığı" haberini duyurdu. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, böyle bir taciz olayı olmadığını belirterek Anadolu Ajansı'nın haberinin gerçekdışı olduğunu söyledi. Nimet Çubukçu, ajansın haberi doğrulamak için kendisine ulaşamadıkları şeklindeki iddialarının da gerçeği yansıtmadığını belirtti. (Bugün, 02.11.2005)
7- Dönemin Diyarbakır valisi Nazif Kayalı, Anadolu Ajansı'nın, Diyarbakır'ın Avdalı köyünde yaşanan "Ahırda Eğitim" konulu haberinin gerçekleri yansıtmadığını ve düzmece olduğunu belirtti. Haberi yapan AA muhabirleri hakkında soruşturma yürütüldü. (Akit, 31. 08. 1998)
8- Anadolu Ajansı, Cezayir Cuntası tarafından geçilen ve "Müslümanların kadın ve çocukları katlettiği" iftirasına dayanan bir habere, hiçbir araştırmaya tabi tutmadan geniş çapta yer verildi. İngiliz Observer gazetesinde bu haberin gerçekte yalan olduğu; Cezayir'de kadın ve çocuklara yönelik vahşi saldırıların cunta tarafından yapıldığını ifşa edildi. Ancak AA bu durumu dikkate almadı ve asparagas haberlerine devam etti. (Akit, 30.05.1997)
9- Anadolu Ajansı, Maliye Bakanlığı'nın Kombassan Holding'e 2,5 trilyon liralık vergi cezası kestiğini duyurdu ve haber tüm TV kanallarında yayınlandı. Haber, Holding Yönetim Kurulu Başkanı tarafından şiddetle protesto edildi ve ilgili kurumlar hakkında tazminat davaları açılacağını belirtti. (Akit, 29.09.1998)
10- Anadolu Ajansı, Ergani Lisesi'nde okuyan oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında taşlı sopalı kavga çıktığını, olaylada 6 öğrencinin yaralandığını, 25 öğrencinin de tutuklandığını belirtmişti. AA muhabiri hakkında Emniyet görevlilerince soruşturma başlatıldı.
BASINDA ANADOLU AJANSI'NIN YALAN HABERLERİ HAKKINDA YER ALAN YORUMLAR
... Fırat Havzası Gazeteciler Birliği Başkanı Şükrü Kacar, devlet ajansının bu tür haberler yaparken mutlaka yetkili mercilere sorması ve detaylı bir araştırma yapması gerektiğini belirtti... "Anadolu Ajansı devletin resmi haber kurumu olmasına karşın araştırma yapmadan haberi servis yapmış..." Kacar, "Basın Kanunu gereği devam eden bir adli soruşturmada, soruşturmanın yürümesi hariç, onun içeriği ile hakimin kanaatine etki edecek haber yapılamaz." Dedi. http://tr.fgulen.com/content/view/3528/77/
... edindiğimiz izlenim, haberin adı geçen muhabir tarafından olay yerine gitmeden "toparlandığı" yönünde; tıpkı öbür gazetelerin haberlerinde olduğu gibi... http://www.medyakronik.com/arsiv/110102m.htm
YARGI AĞIR BASKI ALTINDA
BAV DAVASI'NDA VERİLEN ZAMANAŞIMI KARARINI KALDIRMAK AMACIYLA, YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ ÜYELERİNE BASKI YAPILMAKTADIR. 4422 SAYILI YASANIN ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN 10 SENE OLMASINDAN İSTİFADE EDEREK BAV DAVASINI BİRAZ DAHA YAŞATMAK İSTEYEN BİRİLERİ, "YARGITAY BAV DAVASINDA 4422 SUÇU OLUŞTUĞU İDDİASIYLA KARARI BOZDU" ŞEKLİNDE BİR HABER YAYINLATMIŞLAR, DAİRE ÜYELERİNİ BU ŞEKİLDE YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞMIŞLARDIR.
Aralarında Sayın Adnan Oktar'ın da bulunduğu 36 kişi hakkında açılan "Bilim Araştırma Vakfı Davası" 11.1.2000 tarihinde İstanbul 1. DGM'de başlamıştır. Davada BAV Camiası'nın 4422 sayılı yasayı ihlal ettiği öne sürülmüştür. Savunma'nın bu iddiayı tümüyle çürütmesi üzerine DGM "4422 iddiası mahkememizce benimsenmemiştir" sözleriyle görevsizlik kararı vermiştir.
Bu karara karşı yapılan itiraz da üst mahkeme tarafından reddedilmiş, böylece BAV Camiası'nın 4422 sayılı yasayı ihlal eden bir yönünün bulunmadığı 2 ayrı mahkeme kararıyla kesinlik kazanmıştır. BAV Dosyası bu tarihten sonra tam 7 mahkeme dolaşmıştır. Bunların hiçbiri "bu davada 4422 suçu var" dememiştir.
Dava en son İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine gelmiştir ve 24 Kasım 2005 tarihinde 6 sanık hariç diğer tüm sanıklar bakımından zamanaşımı kararıyla sonuçlanmıştır. (2004/337 esas sayılı dosya)
Davası zamanaşımına girmeyen 6 sanık bakımından dava kaldığı yerden devam etmiştir. "Çete" suçlamasının mahiyeti gereği iddialar herkes bakımından ortak olduğu için, mahkeme, zamanaşımı kararından önce araştırdığı hususları aynen araştırmayı sürdürmüştür. (2006/26 esas sayılı dosya)
Bu kapsamda Ebru Şimşek'in iddiaları, gizli kamera iddiaları, şantaj ve tehdit vs. iddiaların tümü incelenmeye, bunlarla ilgili karşı deliller toplanmaya ve karşı tanıklar dinlenmeye devam edilmiştir. Bu nedenle, davanın içeriğinde ve seyrinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Mahkeme sanki Sayın Adnan Oktar ve diğerleri hala sanıklarmış gibi aynı iddialar üzerinden incelemesini sürdürmüştür.
Savcılık Makamı 17.11.2006 tarihinde esas hakkında mütalaasını vermiştir. Savcılık, mütalaasında, sadece 6 sanık yönünden değil, Sayın Adnan Oktar ve davanın tüm diğer sanıkları yönünden değerlendirme yapmıştır. Dosyada hiçbir suç bulunmadığını belirten savcılık Ebru Şimşek'in iddialarının doğru olmadığını ayrıntılı olarak vurgulayarak beraat kararı talep etmiştir.
Altı sanıkla süren dava 22.1.2007 tarihinde beraat kararıyla sonuçlanmıştır. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi savcılığın görüşünü aynen benimseyerek BAV Davası yargılananlarının hiçbirinin hiç bir suçla ilgileri bulunmadığını hükme bağlamıştır. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiş, böylece SayınAdnan Oktar da dahil tüm sanıklar aklanmıştır.
BAV Davası'nın zamanaşımına giren ilk bölümü bu arada Yargıtay'a gelmiştir. Yargıtay Savcılığı incelemesini yaparak zamanaşımı kararının onanmasını talep edip dosyayı 05.04.2006 tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi'ne göndermiştir.
İşte bu noktada, BAV Davası'nı uydurma isnatlarla oluşturan karanlık çete tekrar devreye girmiştir. Devletimizin bazı etkili kurumlarının içine sızmış komünistlerden oluşan bu çete, çeşitli kolları vasıtasıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesi üzerinde ağır baskı kurmuştur.
Aylardan beri faaliyetlerini sinsice sürdüren çete bugün (18.5.2007) suçüstü yakalanmıştır.
Bir insanın BAV Davası'nda 4422 sayılı yasanın ihlali bulunduğunu söylemesi için o kişinin gözlerini husumet bürümüş olması gerekir. Çünkü BAV Davası'nda 4422 bulunmadığını, hem İstanbul 3. DGM hem de İstanbul 4. DGM karara bağlamıştır. Bu dosya dava sürecinde 2 kere Yargıtaya gidip gelmiş ve tam 7 mahkeme değiştirmiştir. Dosyayı bu aşamaya kadar inceleyen, 4422 sayılı yasanın unsurlarının bulunmadığını açıkça belirten ve bunu kabul eden adli mercileri saymak gerekirse:
İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesi
İstanbul 4. Devlet Güvenlik Mahkemesi
İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi
Yargıtay 5. Ceza Dairesi
İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi (ikinci kere)
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Tüm bu mahkemeler ve Yargıtay daireleri, savcılarının da görüşlerine uygun olarak, dosyanın 4422 sayılı yasa değil, TCK 313 maddesi kapsamında olduğunu kabul etmişlerdir.
Özellikle de, İstanbul 3 No'lu DGM'nin 4422 Sayılı yasanın unsurlarının bulunmadığını belirten kararından sonra dosyagörev ve yetki sorununun çözülmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne gönderilmiş,Yargıtay dosyanın TCK 313 madde kapsamında, adli yargı mahkemelerinde görülmesine karar vermiş, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ni görevlendirmiş,yani dosyada 4422 SAYILI YASANIN UYGULAMA ALANI BULUNMADIĞINI bir kez daha tespit etmiştir.
Bu dosyayı inceleyen mahkemelerin, savcıların ve Yargıtay hakimlerinin hiçbiri bugüne kadar 1 kere bile "burada 4422 ihlali var" dememiştir. Üstelik, bu dosyada en son karar veren İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi BAV Davası'nda (4422 suçu bir yana, bundan çok daha hafif olan) TCK 313 suçu bile bulunmadığını tesbit etmiştir. Bu karar da kesinleşmiştir.
Şimdi, ortada bu kadar mahkeme kararları varken, kim oldukları bizce malum birilerinin "burada 4422 suçu var" iddiasını Yargıtaya benimsetmeye çalışmalarının nedeni, 4422 sayılı yasanın zamanaşımı süresinin 10 yıl olmasıdır. Çete kendince bu uydurma iddiayı Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin üyelerine benimseterek davayı biraz daha yaşatmayı hedeflemektedir.
Kerem Gürtuna'nın Bilim Araştırma Vakfı ile herhangi bir bağlantısı olmamıştır. "Daha önce BAV ile bağlantım vardı" şeklinde verdiği beyanat doğru değildir.
Garip Bir Alınganlık
Kerem Gürtuna'nın akrabasıyım diyen bir kişi aradı. Kerem Gürtuna'dan Kız Kerem diye niye bahsediyorsunuz dedi. Ben de yarası olan gocunsun, Kerem Gürtuna ile neden bağlantı kurdunuz diye cevap verdim. Nereden ve nasıl bağlantı kurdukları da çok şaşırtıcı.
Silikonlu İblis Nuran'ın, kocasıyla ters ilişkiye sokup seyrettiği homoseksüel Kız Kerem'i her konuda yönlendirdiğini öğrendim. Kız Kerem'in abisi bir süre önce boş bir arazide eline bir silah tutuşturulmuş olarak ölü bulunmuştu. Bu cinayeti Silikonlu Nuran ve Kız Kerem'in birlikte önceden tasarlayarak (taammüden) işlediğine dair güçlü duyum ve deliller var. Benim tespit ettiğim durum bu. Ben sadece Kız Kerem'in yaptığını araştırıyordum. Son aldığım duyuma göre bu cinayette sadece Kız Kerem'in parmağının olmadığı, cinayet planını Silikonlu İblis Nuran ile birlikte yaptıkları duyumuna ulaştım. Delillerini toparlamaya devam ediyorum.
Silikonlu Nuran'ın şimdi de Sayın Adnan Oktar'ı öldürtmek için Kız Kerem ile beraber plan yaptığını duydum. Adam kaçırma, tehdit, şantaj, kadın satma, uyuşturucu temin etme gibi konularda Saxo Q lakaplı kızı ile birlikte hareket eden Silikonlu İblis Nuran'ın yaptığı suçların açık delillerine adım adım ulaşıldığını duydum. Maalesef bir kısım resmi çevrelerden ve bir kısım basın mensuplarından da destek alan ve onlara kadın temin eden bu kişi hakkındaki bilgileri toparlamaya devam ediyorum.
Silikonlu İblis Nuran'ın, kocasından boşanıp Kız Kerem'e kendisiyle evlenmeyi teklif ettiğini son olarak haber aldım. 'Böylece bir çok ihale alırız, bir çok iş yaparız' dediğini duydum. İhale dediği şeyler bir çok mafya türü gayri kanuni işler. Bu tip karanlık işleri birlikte yapalım şeklinde teklif getirmiş.
Kız Kerem'in "Bir arkadaşım oraya gelecek, senle birşey konuşmak istiyor" diye abisini boş bir arsaya götürdüğünü ve burada abisini yanında bulundurduğu ruhsatsız silahla eline eldiven takarak vurduktan sonra, abisinin eline silah tutuşturup kendince olaya mafya çatışması süsü vermek istediğini duydum. Abisinin yapılan adli tıp incelemesinde elinde bir barut izine rastlanmamıştır. Kız Kerem'in vermek istediği mafya çatışması izlenimi de inandırıcı olmamıştır. Ayrıca bu aklı ona Silikonlu Nuran'ın verdiğini orda burda anlattığını duydum. Yanındaki psikopat mafya mensubu tetikçilerine de övünerek cinayeti nasıl işlediğini anlattığını duydum.
İhale şeklinde adam kaçırma alıkoyma tehdit ve şantaj gibi işlerden para kazanan Silikonlu Nuran ve tetikçisi olan Saxo Q lakaplı kızı son icraatlarında yine adam kaçırma ve alıkoyma suçundan güvenlik birimlerince suçüstü yakalandı.
Kız Kerem'in işlediği cinayette Silikonlu İblis Nuran'ın ona akıl verdiği, yöntem öğrettiği şeklinde duyumlara ulaştım.
İblis Nuran interneti ve bilgisayarı kullanmayı çok iyi bildiğini düşünerek, akıl almaz rezilliklerini internete şifreli olarak koymuş. Deli cesareti ile Kız Kerem'in, kendisinin, kızı Q'nun, kocasının ve oğlu Ö'nün sapık ilişkilerinin videolarını yayınlamış.
Video da kendi eliyle önce Kız Kerem'e, sonra kocasına makyaj yapıyor. Onları, peruk ve makyaj malzemelerini kullanarak kadın kılığına sokuyor. Sonra da çırılçıplak bir şekilde karşılarına oturup onların birbirleri ile cinsel ilişkiye girmelerini izliyor.
Önce Kız Kerem, İblis'in kocasıyla ters ilişkiye giriyor, sonra da kocası Kız Kerem'le. Bu esnada İblis Nuran da karşılarında bacaklarını açmış kahkahalarla gülüyor.
İblis Nuran bu görüntüleri internete, kimsenin göremeyeceğini düşünerek koymuş. Bu çetenin akılsızlıkları ve rezillikleri insanın aklının alamayacağı ölçüde.
Diğer bir filmde de İblis Nuran, kızı Saxo ya da Tanker lakaplı Q ile birlikte bir yatakta ensest lezbiyen ilişkiye girerken, yanlarındaki yatakta da İblis'in oğlu (Ö) ve Kız Kerem ters ilişkiye giriyorlar. O sırada kadın kılığı içinde olan kocası da onları gülerek videoya alıyor.
Bu durum artık adiliğin de üzerinde çıldırmışlık. Ben bu videoları yayınlamaya haya ederim.
Bu arada film boyunca İblis Nuran, Kız Kerem'e "Kız Kero", kocasına da direk yüzüne karşı "Boynuzlu" diye hitap ediyor. Sürekli olarak "Boynuzlu sen şöyle geç, Boynuzlu biraz yana kay, ileri git..." şeklinde sesleniyor. Kocası da bunu çok normal karşılıyor, onlar da Silikonlu İblis Nuran'a, çekilen filmin süresi boyunca sadece "İblis" diye hitap ediyor.
Silikonlu iblis Nuran evli olduğu halde ve bu ihtiyar haliyle BAV camiası içinden hem kendisine hem de saxo veya tanker lakaplı kızı Q'ya koca aramıştır. Bununla da yetinmemiş maddi çıkar elde etmek için çok uğraşmıştır. Ticari ortaklık kurmak, oğlunu ortak yapmak istemiş ancak BAV camiası bu kişiyi kendisinden kararlılıkla uzak tutmuştur. Çünkü her türlü ahlaksızlığı yapabilecek bu insan çok arsız ve asalak bir kişiliğe sahiptir. Utanma hissi olmayan, haysiyetsiz biri olduğunu herkes bilir. İstediklerini elde edemeyince müthiş kinlenmiş ve satanistlerden destek alarak karanlık planlar yapmaya başlamış iftirayla komployla kendince birşeyler yapabileceğini düşünmüştür.
İblis Nuran'ın internet yazışmalarından pasajlar;
- Arkadaşları "Yolun var mı bu aralar" diye soruyorlar.
- O da "Kokoş kazlar var onlara çobanlık yapıyorum. Onlardan birşeyler yoluyorum..."
- "... Sürüyü genişletmeye çalışıyorum..."
- "... Bizim kızın alet bozuldu ordan para kazanamıyorum." diyor.
- "Kim bunlar" diye soruyorlar. İblis Nuran da "Biri tombul karpuz, doktorun bunak karı iki, üçüncüsü de şu kozmetikçi karı" (Evlere gidip kozmetik ürünleri sattığını iddia ederek kadın pazarlayan kişiyi kastediyor) diye cevap veriyor.
"Bunlar un çuvalı gibi, çırptıkça çıkıyor bunlardan bir şeyler."
Şifreli internet yazışmalarında;
- İblis Nuran'ın Kız Kerem ve kocası ile üçlü seks yaptığı,
- Kız Kerem'in kocası ile ilişkiye girdiği, İblis Nuran'ın da seyrettiği tarzında sapık bir ilişki içinde olduklarını öğrendim.
Ayrıca Kız Kerem'in arkadaşına gönderdiği şifreli internet mesajlarından;
- Kız Kerem'in yaşlı bir profesöre kadın kılığında hizmet ettiği,
- Akşamları onun evinde kaldığını,
-
Kız Kerem'in, "Ben böyle kıyafetleri çok severim" diyen bu yaşlı profesörle sabaha kadar sohbet edip hizmet ettiğini,
-
Yaşlı doktora kadın kılığında dans ettiğini ve eğlendirdiğini,
- Gece başına yaşlı doktordan 500 milyon aldığını,
- Bu ara parasız kaldığını "ne koparsam kardır" dediğini,
- 'Adamı yoluyorum abi' şeklinde ifade ettiğini öğrendim.
Ayrıca yine şifreli internet mesajlarından;
- İblis Nuran'ın da tek geçim kaynağının bu yaşlı doktor olduğunu,
- Bu yaşlı doktorun bir çok karanlık gayrimeşru işleri ona yaptırdığı,
- Bunun karşılığında da yaşlı doktordan para aldığını öğrendim.
İnternet yazışmalarında Kız Kerem'in İblis Nuran'a kocasına hitaben "Boynuzlu" şeklinde hitap ettiğini öğrendim.
Kız Kerem'in abisi yakın zamanda şüpheli şekilde öldürüldü. Mafya mensubu olan Kız Kerem'in bu cinayette parmağı olduğu yönünde bir araştırma var. Bizzat kendisi tarafından taammüden bu cinayetin işlendiği şeklinde duyumlar var. Detaylı delilleri ile bu konu önümüzdeki günlerde gündeme gelecek.
Yine şifreli internet mesajlarından;
- Kız Kerem'in Sayın Adnan Oktar'a yönelik de cinayet planları içinde olduğunu,
-
Kız Kerem'in yanında mafya mensubu tetikçiler gezdirdiğini,
-
Evinde ve arabasında da ruhsatsız silah bulundurduğunu öğrendim.
Ayrıca,
Satanistlerle çok fazla cinsel ilişkide bulunan iblis Nuran lakaplı kadının kızı Q'nun (aynı zamanda saxo veya tanker lakaplı), rektal bölgede bulunan ve yıllardır geçmeyen inatçı siğil vakaları için doktora gittiğinde gerçekleşen muayenesinde çok fazla cinsel ilişkiden dolayı, anüs kaslarının halk arasında halka tabir edilen şekilde deformasyona uğradığı, gevşediği ve tutamayacak hale geldiği tespit edildi. Bu kişi Q lakabını da hem isminin baş harfi olduğu hem de içinde bulunduğu bu durumu sembolize ettiği için kullanmaktadır.
Bu dediklerim doğrudur ve doktor raporu ile de sabittir. Gerekirse bu raporu doktor ismini belirtmeden numarası ve doktorun orijinal el yazısı ile birlikte sunabilirim.
Cevat Babuna'nın ekibinin hukuksuz girişimlerinin hepsi hezimetle sonuçlanıyor. Açtıkları her iki site de Türk adaletinin demir yumruğu ile yerle bir oldu. Yine iftiraya dayalı kanunsuz faaliyetleri olan bazı yabancı siteler de Türk adaletinin demir yumruğu ile yerle bir oldu. Şu anda hemen her gün adliye koridorlarında hesap veriyorlar. Türk adaleti her yönden bu şahısların yakasına yapışmış durumda. Bundan sonraki kanunsuz faaliyetleri de yine Türk adaletinin demir yumruğu ile ezilmeye devam edecek.
Sayın Kadir Çelik'in Hatası
Sayın Kadir Çelik'in en belirgin hatalarından biri karşı taraf çok galiz iftiralar atıyor. Onlara 'Niye böyle iftira atıyorsunuz, abuk subuk konuşuyorsunuz' demiyor. Ama biz gerçekleri söylediğimizde 'Niye ana babana iftira atıyorsun' diye böyle bir ikileme giriyor.
Dikkat ederseniz televizyon ekranlarına çıkan aileler sürekli fakirlikten dem vurmakta, hiç paralarının pullarının olmadığını, maddi imkanlarının sıkışık olduğunu, cümle aralarında ehemmiyetle vurgulamaktalar. Demek istedikleri "Parayı kim verirse biz o tarafa döneriz" mantığında. Şu an Cevat Babuna para veriyor. Boş yere çıkar beklentisi içindeler bu kişiler. 'Para vermezseniz her türlü iftirayı atarız' mantığını işliyorlar. BAV'ın daha önce beraat ettiği dava döneminde ise, BAV'a karşı gayrı meşru hayatı benimsemiş, dejenere insanları, işşiz güçsüz, karanlık insanları çıkartmışlardı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Cevat Babuna, Edip Yüksel, Semin Babuna, Emel Tezyapar, Türkan Akyüzalp, Rukiye Şimşek ile ilgili olarak suç işlemek için örgüt kurmak suçundan 2007/977 numaralı dosya ile soruşturma başlattı. Ayrıca Cevat Babuna'nın oluşturduğu bu ekipte görev alan avukat Rezzan Aydınoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, görevi kötüye kullanmak, dava tanıklarını tehdit etmek, davada taraf olmayan kişileri tarafmış gibi davaya soktuğu iddiasıyla 9.4.2007 tarihli bakanlık oluru ile kovuşturma başlatıldı. Ayrıca bu yapılanmanın elemanlarından olan Edip Yüksel hakkında da İstanbul, Ankara, Bolu Cumhuriyet Başsavcılıklarınca, Atatürk'e, devlete, orduya, hakimlere hakaret suçlarından soruşturma başlatıldı.
Ayrıca Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Emel Tezyapar, Türkan Akyüzalp, Semin Babuna, Cevat Babuna hakkında 2007/9239 dosya numarası ile 13 Mayıs gününde bir kısım karanlık insanları teşvik ederek ve azmettirerek suç işlemek üzere örgütlü saldırı hazırlığı suçuyla soruşturma başlatıldı.
Satanistlerin yazışmalarından
Daha önce kızını ve kendini pazarlayan Silikonlu Nuran'ın, Saxo Q'nun siğillerinin anal ve cinsel organ bölgesini sarması nedeniyle iş yapamaz hale geldiği için yeni gayrı meşru arayışlar içine girdiğini
Bu yüzden son olarak, yeni bir gayrı meşru gelir elde etmek için, homoseksüel Kız kerem ile homoseksüel manyak gergedan lakaplı kişileri cinsi sapıklara pazarlama gibi iğrenç bir yola saptığını
Homoseksüel Kız Kerem'i, pazar akşamı bir iş adamına kadın kıyafeti giydirerek manyak gergedan lakaplı homoseksüel ile kol kola gönderdiğini
Ayrıca evlere giderek bir kozmetik firmasının ürünlerini illegal pazarlayan bu ekibe mensup bir kadının, ahlaksızca talebi olanlara simsarlık yaptığını
Bu kadının güzellik malzemesine ihtiyacınız var mı diye evlere giderek kendince uygun gördüğü evlerdeki kişilerin, kadın talebi veya cinsi sapıksa bu tip eğilimlerini tespit ederek Silikonlu Nuran'a durumu bildirdiği ve bunun karşılığında bu gayri meşru işlerden Silikonlu Nuran'dan %30 pay aldığını
Yine bu kadın simsarı kadının illegal pazarladığı kozmetik ürünleri ile, homoseksüel Kız Kerem'in pazarlanmadan önce yüzüne bizzat makyaj yaptığını ve her makyaj başına bunlardan para aldığını, para kazanmak için böyle iğrenç bir metod bulduklarını öğrendik.
Yine bu yazışmalardan edindiğimiz bir bilgide de
bu kişilerin bu bilgileri nasıl öğrendiğimize şaşırdıkları ve daha ketum olmaları gerektiğine dair karar aldıklarını tespit ettik.
Bu bilgiler yer yer saat saat elimizde mevcut. Böyle insanlar herşeyi yapabilecek kapasitededirler. Yazışmalarında kaybedecek birşeyimiz yok diyorlar. Onun için BAV ve Sayın Adnan Oktar'a karşı herşeyi yapabilecek durumdalar. BAV ve Sayın Adnan Oktar'a düşman olan çevreler, bu kişilere belli miktarda para vererek saldırmaları ve tuzak kurmaları için kışkırtıyorlar. Bu kişilerin işi gücü de yok. Aç ve sefil insanlar. O yüzden tehlikeliler. Bu kişiler ve bu karanılık örgütlenme içine katılanlar, emniyet birimlerince uzun bir süredir izlenmektedirler. Haklarında birçok mahkemece çete ve illegal örgütlenmeden dolayı ayrıca şantaj, tehdit ve hakaret ile de ilgili soruşturmalar devam etmektedir. Henüz soruşturma aşamasında olduğu için detaylı bilgileri daha ileriki bir zamanda yine bu sitede açıklayacağım.
Müslüman basına sızması için Satanistlerce görevlendirilen "Silikonlu Nuran" lakaplı Satanist kadın, başörtülü resimler çektirerek muhafazakar bir kısım gazetelere bu resimleri göndermiş ve gazetelerinde yazar olarak görev almak istediğini söylemiştir. Azılı din düşmanı ve üst dereceden satanist olduğu halde kendini ehli sünnet dindar müslüman olarak tanıtmıştır. Fakat muhafazakar basın kuruluşları, kişiliğinden şüphelenerek bu kişiyi bünyelerine almamıştır. Silikonlu Nuran'ın buradaki amacı, ajan provakatör olarak Müslümanların arasına girmek, sahte ihbarlarda bulunmak, Müslümanlara yönelik baskı oluşturmak, Müslümanlar aleyhinde iftiralarda bulunmak ve onları mağdur etmektir. Bunun karşılığında bazı karanlık mihraklardan para alacağını sanan Satanist Nuran ve Saxo (Q) lakaplı kişiye karşı muhafazakar ve mukaddesatçı çevreler son derece dikkatli olmalıdır.
Satanistlerin yazışmalarında
Silikonlu İblis Nuran lakaplı satanistin, yıllarca evli olduğu halde fuhuş ile geçimini sağladığı,
Müşteri bulamayınca kendine silikon taktırdığı,
Bunu kendi çıkarı için yapmadığını, müşterileri istediği için bunu yaptırdığını söylediği
Ayrıca kendi kızını da Ataköy'de sattığı
Ataköy'de satış yapılan yere 'Dükkan' adını verdiği ifade ediliyor.
Bu yer Ataköy Gazi Sitesi'ndedir. Ve ismini verdiğim kişiler de (G., D.) doğrudur. Kanaatiniz gelmezse açık adres ve kapı numarasına kadar verebilirim. Hatta ahlak polisindeki kayıtlarına kadar verebilirim. Burda anlatılanların tamamı belgeli ve doğrudur. Ve bu iki satanistin yüzlerce müşterisi var. Bu kişilerden de bilgi aldık.
Ayrıca satanistlerin yazışmalarında
Silikonlu Nuran'ın iyice çökmüş bir insan olduğu için ve artık fuhuş yapamadığı için şimdi Cevat Babuna'ya yanaştığı
Cevat Babuna'ya 'Sana her türlü hizmeti yapabilirim, yazı da yazabilirim' dediği
Ve böylece satanist Q ile birlikte, BAV ve Sayın Adnan Oktar aleyhindeki yazıları yazanların bunlar olduğu
Karşılığında Cevat Babuna'dan para aldıkları
Hatta geçen gün, satanist homoseksüel Kız Kerem'in, daha önce televizyonda çıkan haberlerden hazırladığı uydurma propaganda kasetini, kendi aklınca BAV ve Sayın Adnan Oktar aleyhinde olabileceğini düşünerek çoğaltmak için Cevat Babuna'dan yüklü miktarda para aldığı belirtiliyor.
Tam bir sefalet, rezalet ve zavallı duruma düşme mevzu bahis. Cevat Babuna ile Semin Babuna'yı tokatlayan tokatlayana, kandıran kandırana.
Ayrıca bu yazışmalarda
Saxo (Q) lakaplı kişinin de fuhuş yapamamasının sebebinin cinsel organını ve anal bölgesini tamamen saran siğiller olduğu ve bunu da 'Logar çukurunda çiçek açtı' diye çok münasebetsiz bir üslupla anlattığı belirtiliyor.
Saxo (Q) lakaplı satanistin bir başka satanist ile yaptığı yazışmalarda Logar çukurunda ve yüzümde de çiçek açtı şeklinde bir yazışması var. Bunu araştırdığımızda satanistlerden aldığı pislik nedeniyle anal bölgesinde oluşan siğillerin yüzüne de bulaştığını ve bunun için doktor tespiti olduğunu öğrendik. Anal bölgesinden yüzüne bulaşan siğiller yüzünde açıkça görülüyor. Satanistler tarafından ajan provokatör olarak BAV içine sızdırılmaya çalışılan bu kişi hemen tespit edilmiş ve BAV camiasına hiçbir şekilde yaklaştırılmamıştır.
DİKKAT
SATANİSTLER BAV VE SAYIN ADNAN OKTAR'A KARŞI ÖRGÜTLÜ SALDIRIYA HAZIRLANIYOR
Satanist yazışmalarında,
1. Satanistlerin "Silikonlu İblis Nuran" isimli kişinin liderliğinde toplantı yaptıkları belirtilmektedir.
2. Silikonlu İblis Nuran'ın yardımcısı olan kişinin bütün Ataköy satanistleri arasında çok ünlü olduğu, "İblisin tohumu" olarak da tanındığı ve "Q" işaretini de kullandığı
3. Ayrıca bu kişinin satanistler arasında "Logar Çukuru, Saxo (Q), Tanker" gibi çok kötü lakaplarla tanındığı
4. Bu kişiye, Tanker lakabının, satanistlerin cinsel atık pisliklerini vücudunda topladığı için satanistlerce takıldığı
5. Bu satanistin kendi okuduğu lisede de Saxo (Q) ve Tanker lakaplarıyla tanındığı
6. Ve vücudunun bu iğrenç kapasitesiyle Tanker lakabını aldığı, Ataköy satanistleri de dahil olmak üzere herkes tarafında bilinmekte olduğu
7. Bu iki kişinin, Cevat Babuna'ya yanaşarak ondan aldıkları para karşılığı BAV ve Adnan Oktar aleyhinde faaliyet göstermek üzere anlaştıkları açıklanıyor.
Yine Satanistlerin yazışmalarında,
8. Satanistlerden Kız Kerem lakaplı homoseksüelin, satanistlerin ayin toplantısında manyak gergedan lakaplı satanistle erkek erkeğe evlendirildiklerini
9. Bu iki satanistin 'Şeytanların balayı' şeklinde bu iğrenç hayatlarını sürdürdükleri
10. Kız Kerem lakaplı homoseksüelin gerçek kimliğini saklayıp Cevat Babuna'ya yanaşarak "Her türlü konuda size yardım ederim" diyerek Cevat Babuna'dan para aldığı
11. Ayrıca nasıl kandırıp para aldığını, bu paraları nerelerde kullandığını
12. Kız Kerem'in 'Cevat Babuna ile sabaha kadar baş başa durum değerlendirmesi yaptık' diye belirttiği
13. Yine Zekeriya Beyaz Hoca ile de geçen hafta sabaha kadar baş başa durum değerlendirmesi yaptıklarını belirttiği bildiriliyor.
tr>
Satanistlerin yazışmalarından
Saxo (Q) lakaplı kişinin, Ataköy'de tanınan kişiler olan ortaokul mezunu G. ve D. isimli satanist fahişelerle Ataköy Gazi sitesinde birlikte kaldığı
Bu randevu evi gibi kullanılan evde kendini satarak geçimini ve okul masraflarını kazandığı
Saxo (Q) lakaplı kişinin kokain kullanmaktan burnunun deforme olduğu ve çirkin ve biçimsiz bir hal aldığı ve burnunun bu çirkin görünümü ile hemen dikkat çektiği
Kokain etkisi ile diş eti çekilmesi olduğu, bunun için tedavi olduğu ama burnuna çözüm bulunamadığı
Fuhuştan elde ettiği gayri meşru paralarla hem satanistlere destek sağlayıp hem de C isimli mafya elemanından kokain temin ettiği,
Anlaşılıyor.
Satanistlerin yazışmalarında,
Silikonlu İblis Nuran lakaplı kişinin homoseksüel bir medyumla sürekli görüştüğü
Onun garip iddialarına inanarak karanlık eylemler yaptığı
Bu medyumun güya şeytandan bilgi aldığını Silikonlu İblis Nuran'a ilettiği
Bu sapık medyumun hemen her sözüne inandığı
İfade ediliyor.
Yine bu yazışmalarda
Saxo (Q) lakaplı kişinin 2000 yılında bir dersanede tanıştığı FA isimli bir gencin kız kardeşi olan C'nin ziynet eşyalarını çaldığı
Çaldığı eşyaların dersanede Saxo (Q) lakaplı kişinin üzerinde yakalandığı
Fakat şahısların çalınan eşyaların bulunmuş olmasından dolayı, olayı emniyete intikal ettirmedikleri
açıkça ifade ediliyor.
Bu iki kişi ile ilgili burada yazılanlar, kendi mahallerinde de çok açık biliniyor, okullarında da. Saklı, gizli bir konu değil. Saxo (Q) lakaplı kişinin okulunda birkaç kişiye sorduğumuzda hemen bilgi verdiler. Hiç abartı da yok. Bire bir doğru hepsi. Örnek olarak, Saxo (Q) lakaplı kişinin kokainden burnunun genişlemesi açıkça görülüyor. Kokain sebebiyle rahatsızlanan diş etlerinden tedavi olduğu doktor raporu ile sabit. Hırsızlık olayı bizzat olayın mağdurları tarafından bildirildi. Fahişelik olayı sabit, evin yeri belli. En açık biligiyi okulundaki kişilerden alabilirsiniz. Ve tamamının doğru olduğunu anlayabilirsiniz. Ki burada belirtilenler en az kısmıdır.
Gene de kuşkusu olan varsa Saxo (Q) lakaplı kişinin okuluna gidip 1 - 2 dönem önce mezun olan hatta son sınıflardan herhangi bir öğrenciye sorun.
Tanker lakaplı kişi bu okulda okudu mu?
Satanist miydi?
Lakabı Saxo olan bir kız tanıyor musunuz?
Saxo lakabı neden verilmişti?
diye sorun.
Hemen tereddüt etmeden yanıtlarlar. Şüphelenenler için bu çok güçlü bir delil.
Allah'ın izniyle, Mehdi vesilesiyle İslam ahlakı tüm dünyada hakim olacaktır. Lehte yapılan faaliyetler kadar, aleyhte yapılan tüm çalışmalar ve propagandalar da, istenerek ya da istenmeyerek Mehdi'nin ortaya çıkışına, tanınmasına, hizmetlerine güç katacaktır. Mehdi aleyhindeki her girişim, Mehdi'nin faaliyetlerinin etkisinin artmasına ve tüm dünyada ses getirmesine katkıda bulunacaktır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelmeyeceklerini öne süren, "Ben Hz. İsa'nın ve Hz. Mehdi'nin geleceğine inanmıyorum" diyen her şahıs, yaptığı her çalışma, her konuşma ya da her vurguyla Hz. İsa'ya ve Hz. Mehdi'ye dikkat çekmiş, onlara hizmet etmiş, insanların bu önemli müjdeler üzerinde düşünmelerine vesile olmuş olacaktır. Dolayısıyla bu anlamda "Hz. İsa gelmeyecek" demek aslında "Hz. İsa gelecek" demektir. "Hz. Mehdi gelmeyecek" demek de aynı şekilde aslında "Hz. Mehdi gelecek" anlamına gelir. "Ben Hz. Mehdi'ye karşıyım" diyen, Mehdiliğin gündeme getirilmesini, araştırılmasını, öğrenilmesini sağlar. Bu nedenle şu kaçınılmaz bir gerçektir ki, inkar edenler de, münafık ahlakı gösterenler de, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye düşman olanlar da, her ne kadar istemeseler de, Mehdi'ye, Mehdi'nin güçlenmesine ve İslam ahlakının tüm dünyada yayılmasına büyük destek vermektedirler.
Allah, Mehdi'nin ahlakını, fiziksel özelliklerini, faaliyetlerini, hizmetlerini ve dünya çapında oluşturacağı etkiyi Peygamber (sav)'e1400 yıl önce bildirmiştir. Bu özelliklerin taklit edilmesi, çaba harcanarak kazanılması kesinlikle mümkün değildir. Aleyhte yürütülen faaliyetlerle çalışmalarının durdurulması ya da etkisiz hale getirilmesi de Allah'ın izni ile imkansızdır. Allah, tüm dünyayı Mehdi'nin hizmetine vermiştir. İsteyen istemeyen, bilen bilmeyen, lehte ya da aleyhte çaba yürüten herkes, Mehdi'nin hizmetindedir. Aleyhte kitap hazırlayan, dergi ya da gazete çıkaran, yazı yazan, televizyonlarda konuşma yapan her insan, istesin ya da istemesin Mehdi'ye yardım edip desteklemekte ve onun faaliyetlerine katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla bu anlamda Mehdi aleyhinde bir çalışma yapılabilmesi mümkün olmamakta, Allah her gelişmeyi Mehdi'nin ve Mehdiliğin lehine çevirmektedir.
MANYAK GERGEDAN VE KIZ KEREM'İN TUZAKLARINA DİKKAT
manyak gergedan lakaplı psikopat bir homoseksülle yıllardan beri karı koca hayatı yaşayan Kız Kerem, bu sapık ilişkinin öğrenilmesi üzerine dışarıdan bulduğu zavallı bir kızla anlaşarak göstermelik bir evlilik yapma hazırlığında. Bu yöntemle kendince homoseksüel yaşantısını çevresinden gizleyebileceğini zannetmektedir. Böylece ağlarına düşürecekleri gençleri ehli sünnet harici sapkın inançlarına ve kendi çirkin emellerine alet edebileceklerini düşünmektedirler.
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz?
(Nisa Suresi, 75)
Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman ülkelerde savaş, katliam, terör, bombalama, kargaşa ve yıkım devam ediyor. Dünyayı saran bu güvensizlik ve savaş ortamı, her geçen gün daha da geniş kitleyi etkisi altına alıyor ve dünyanın çok geniş kesimlerine yayılıyor. Masum insanlar, çocuklar, kadınlar öldürülüyor; camiler, hastaneler, okullar, pazar yerleri bombalanıyor; şehirler yerle bir ediliyor; milyonlarca insan korku ve endişe içinde yaşıyor ve bu olağanüstü korku ve dehşet ortamı insanların büyük bir bölümünü etkiliyor. İnsanlar, huzur içinde yaşamayı istemelerine rağmen bu imkana sahip olamıyorlar, çocuklarını koruyamıyorlar, evlerinde normal bir hayat yaşayamıyorlar.
Bu şiddetli zulmün yaşandığı ülkelerden bazılarının içinde bulunduğu durum özetle şudur:
Irak'ta Müslümanların birbirlerine kırdırılması, Sünniler ve Şiiler arasında mezhep çatışmalarının körüklenmesi, her gün onlarca kişinin yaşamını yitirmeye devam etmesi,
Filistin'de askerlerin çocuklara silah doğrultması,
Çeçenistan'da doğumevlerinin bombalanması, çocukların katledilmesi, tanklarla sivil halkın ezilmesi,
Lübnan'da Müslüman halkın hala savaş yaralarını sarmaya çalışması,
Bosna Hersek'de masum halkın sırf Müslüman oldukları için katledilmesi, hamile kadınların vahşice öldürülmesi ve nüfusun büyük bir bölümünün yok edilmesi. Bu baskı ve vahşetin etkilerinin halen devam etmesi ve bütün dünyanın bu vahşete seyirci kalması. Masum halkın göçe zorlanması, evlerini terk etmek zorunda kalmaları,
Doğu Türkistan'da Müslüman halkın dini eğitim görememesi, baskı ve ölüm tehdidi altında dinlerinden uzaklaştırılmaya çalışılması. Bunun için her türlü imkanlarının ellerinden alınması, soykırım yolu ile Müslüman halkın azınlık ve ezik kesim haline getirilmeye çalışılması,
Keşmir'de mülteci kamplarında yaşayan Müslüman halkın zulüm, işkence ve baskı altında yoksul, savunmasız şekilde hayatlarını devam ettirmeye çalışmaları ve bu baskının halen devam etmesi,
Cezayir'de senelerce körüklenen iç savaş ve katliamlar sonucu Müslüman halk için halen güvenli bir ortam olmaması, halkın kıtlık ve sefalete terk edilmesi,
Afganistan'da komünist rejimin uyguladığı zulmün senelerce devam etmesi, köylü halkın canlı canlı yakılması, içme suyu kuyularının zehirlenmesi, halkın halen ülke topraklarında var olan mayınlarla sakatlanmaları ve bu tehditkar sistemin kesintisiz olarak devam etmesi, halen halkın perişanlığı, meydana gelen terör olayları,
Özbekistan'da komünist sistemin anti-İslami baskısının yoğun şekilde sürmesi; iç karışıklıkların, ekonomik sıkıntıların, hukuk dışı gelişmelerin ve insan hakları ihlallerinin devam etmesi; Müslüman halka karşı şiddetli bir baskı ve sindirme politikası uygulanması,
Eritre'de İslami eğitimi veren okulların kapatılması, camilerin yıkılması, yüzbinlerce insanın evlerini terk edip komşu ülke Sudan'a sığınmaları, Müslümanların hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alınıp tutuklanmaları, adaletsiz mahkemelerde yargılanıp idamla cezalandırılmaları, Müslüman nüfus arasında kayıpların, faili meçhullerin sayısının gün geçtikçe artması,
Somali'de, bir yanda iç çatışmaların, bir yanda açlık ve kıtlığın insanları ölüme doğru götürmesi; din ahlakından uzak olmanın bir sonucu olarak güçlü ülkelerin fedakarlık ve yardımseverlikle ülkedeki açlık ve sefalete çözüm bulabileceklerken, tüm olanlara seyirci kalıp bu ülke insanlarını ölüme terk etmeleri,
Dünyada Müslümanlara karşı bu kadar şiddetli bir zulüm varken, insanlar sırf Müslüman oldukları için açlık ve ölüm tehdidi altında yaşamak zorunda bırakılırken, ibadet özgürlükleri engellenirken, kendi yurtlarını terk etmek zorunda kalırken, çocuklarının ve eşlerinin ölümüne şahit olurken, bu zulme karşı İslami, ilmi, bilimsel bir mücadele vermek yerine, veya bu mücadeleyi verenlere destek olmak yerine, şeytani insanlarla şeytani varlıklarla işbirliği yaparak Müslümanlar aleyhine faaliyet yapmak çok büyük bir vicdansızlıktır. Deccali fikir sisteminin altında ezilen imanlı halk için çaba göstermeden oturmak, bunun yerine samimi Müslümanlarla mücadele içine girmek ancak şeytanın etkisi ile olabilir.
Geçtiğimiz günlerde Edip Yüksel, Cevat Babuna'nın Erenköy'deki evinde, Bilim Araştırma Vakfı'na karşı uygunsuz ve hukuksuz bir oyunun planlandığı bir toplantıya katılmak üzere Türkiye'ye gelmiştir. Edip Yüksel'in de katıldığı bu toplantı polis tarafından basılmıştır. Ancak polis baskınını önceden haber alan Edip Yüksel baskından yarım saat önce güvenlik güçlerinden kaçmıştır. Edip Yüksel, polisin kendisini yakalama korkusundan gece sabaha kadar uyuyamayarak bir yerde gizlenmiştir. Sabahleyin mahkemeye gelip teslim olmuş, hakkında dava açılmıştır. Edip Yüksel, Bilim Araştırma Vakfı'na karşı kurulan düzenin uygulanması için Türkiye'de daha uzun kalacakken son anda planını değiştirmiş, apar topar Türkiye'den kaçmıştır. Edip Yüksel hakkında yeniden savcılığa başvurulmuş, savcılık çeşitli suçlardan hakkında yeniden soruşturma başlatmıştır.
Edip Yüksel ve Cevat Babuna arasında garip bir ilişki var.
Edip Yüksel, Ehl-i Sünnet inancında farz olan 5 vakit namazı, 3 vakite indirmiştir. Sünnet namazlarını da reddetmektedir. Namazın Müslümanlar için 5 vakit farz olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınlarında ve internet sitesinde net ve açık olarak beyan edilmektedir. Bu konu, Ehli Sünnet itikadında, ayet, hadis, icma ile savunulur. Edip Yüksel, 1400 yıldır anlatılan İslam dinini kendi yorumlarıyla değiştirmektedir.
Edip Yüksel, Ehli Sünnet inancını reddeden bir kişidir. Cevat Babuna da Edip Yüksel'i tüm gücüyle desteklemektedir.
Edip Yüksel'in Mesaj isimli kitabında ve internet sitesinde bu konuda açıklamaları bulunmaktadır.
(Mesaj Kuran Çevirisi, Edip Yüksel, s. 544)
(http://www.19.org/km/EY/A01)
Edip Yüksel, kendince sünnet namazlarının gereksizliğini de Mesaj isimli kitabında ve internet sitesinde anlatmıştır.
(Mesaj Kuran Çevirisi, Edip Yüksel, s. 544- 545)
(http://www.19.org/km/EY/A01)
Edip Yüksel http://www.star.com.tr adresinde verdiği ve sitesinde de yayınladığı röportajında da sünnet, fıkıh ve hadisler hakkında aynı ifadeleri tekrarlamış, Ehli Sünnet inancını reddettiğini açıklamıştır.
(http://19.org/index.php?id=45,151,0,0,1,0)
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Edip Yüksel'in http://19.org adresindeki sitesinde Atatürk'e, devlet kurumlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerine, yargı organlarına ve mensuplarına sürekli olarak son derece galiz ifadelerle hakaret ettiğini tespit etmiştir.
Bunun üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ar-Ge Bilişim Suçları Büro Amirliği Edip Yüksel'in sitesindeki suç unsurlarını tespit etmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da siteye erişimin engellenmesi talebiyle mahkemeye başvurmuştur.
Savcılığın talebini yerinde gören İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi, 10.04.2007 tarih, 2007/614 Müt sayılı kararıyla siteye erişimin engellenmesine karar vermiştir.
Edip Yüksel'in devlet organlarına ve yargı mensuplarına mesnetsiz iddialarla, galiz ifadelerle hakaret ve iftira etmesi sebebiyle aleyhinde açılan tek dava bu değildir.
Edip Yüksel aleyhinde, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5237 Sayılı yasanın 1 - 2 - 3 / a maddelerine dayanarak (2 kez) cezalandırılması için 22.09.2006 tarihinde kamu davası açılmıştır. Dava Şişli 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 2006 / 508 E. Sayılı dosyada devam etmektedir.
Ayrıca Edip Yüksel'in Atatürk'e, yargı organlarına ve mensuplarına, Türk Silahlı kuvvetlerine yönelik galiz hakaretleri sebebiyle Türkiye'nin çeşitli yerlerinden Cumhuriyet Savcılıkları harekete geçmiş bulunmaktadır.
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı Edip Yüksel'in bu suçlardan cezalandırılması için kamu davası açmak üzere soruşturma yapmaktadır. Ankara Cumhuriyet Savcılığı 2007/1189 Hz. Sayılı dosyasında ve Sincan Cumhuriyet Savcılığı'nın 2007/7759 Hz. Sayılı dosyasında, devlet kurumlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerine, yargı organlarına ve mensuplarına yönelik düşmanca ifadeleri sebebiyle Edip Yüksel aleyhinde kamu davası açılmak üzere soruşturmalar devam etmektedir.
Cevatçılar toplu halde
Cevatçıların avukatı Rezzan Aydınoğlu
onların hemen hemen tüm toplantılarına iştirak ediyor. Bu
kişi aynı zamanda Aydın Doğan'ın, Fatih Altaylı'nın, Ebru
Şimşek'in ve Edip Yüksel'in de avukatı. Bilim Araştırma Vakfı
aleyhine ve Adnan Oktar aleyhine açılan davalarda genelde
bu kişi görev alıyor.
Cevatçılar, "Kesilmiş biçilmiş defolu antikaları topluyoruz.
Nerede varsa bize gelsinler" diyorlar. Yancı Kadavra
dedikleri bir zavallıya internet sitesi hazırlattılar. Onu
da Türk adaletinin demir yumruğu yerle bir etti. Şimdi Yancı
Kadavra aç kalmış. Kendine yeni meşgaleler arıyormuş. "Birkaç bardak şarap verin, yemek verin, ne isterseniz yapayım"
diyerek, ona buna yalvarıyormuş.
...Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz
için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf
Suresi, 68)
İşte böyle, onun yanında
"özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten
herşeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık. (Kehf Suresi, 91)
...
Ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları
işte böyle ödüllendiririz. (Kasas Suresi, 14)
... Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (Sad
Suresi, 20)
"... Ben size bir hikmetle geldim..." (Zuhruf Suresi, 63)
Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımız'dan
kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
(Kehf Suresi, 65)
Hak dini tebliğ etmekle görevlendirilen tüm elçilere
Allah katından bir ilim ve hikmet verilmiştir. Hz. Zu'lkarneyn,
Hz. Hızır, Hz. Davud, Hz. İsa hep Allah'ın hikmet verdiği elçilerdendir.
İşte Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinde de salih müminlerde olan bu
hikmet vardır. Sn. Oktar profesör değildir, yurtdışında eğitim de
görmemiştir ama Allah'ın izniyle "özü kapsayan bilgiye ve hikmete"
sahiptir. Allah, kendisine özel bir ilim nasip etmiştir. Yoksa eğer
böyle eserler oluşturmak üniversite eğitimiyle olacak olsaydı, Irak'ta,
Mısır'da, Suudi Arabistan'da eğitim almış, profesör olmuş, ihtisas
yapmış bir çok alim vardır. Ancak şu an Sayın Adnan Oktar İslam
aleminde tektir. Dünyadaki en etkili eserler Sayın Adnan Oktar'ın
eserleridir. Tebliğ yapacak olan herkes, Sayın Oktar'ın eserlerini
referans almakta, bu eserleri kullanarak seslerini duyurmaktadır.
Nitekim tarih boyunca gönderilmiş hangi peygamber,
hangi sahabe üniversite eğitimi almıştır? Peygamber Efendimiz (sav)
üniversite eğitimi almamıştı. Yabancı dil de bilmiyordu. Hatta ümmiydi
(okuma yazma bilmeyen veya tahsil görmemiş kimse). Ve Allah Kuran'da
Müslümanlara "Allah'ın ümmi olan elçisine uymalarını" bildirmişti:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de
(geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye
(Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü)
yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve
onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte
indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf
Suresi, 157)
De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin
hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin
mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür.
Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da
Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete
ermiş olursunuz. (Araf Suresi, 158)
Allah Peygamber Efendimiz (sav)'in fakir ve yetim
bir insan olduğunu ve ümmi olduğunu ayetlerde bildirmiştir. Fakat
Allah onu bütün kainatın efendisi kıldı. Ondan evvel de Hz. Yusuf
çocuk yaşta kuyuya atıldı, hapse kondu, ezilmeye çalışıldı ama Allah
onu Mısır'a sultan yaptı. Sayın Adnan Oktar da ümmi bir insandır.
Ancak bilinmelidir ki Allah nimetini hiç umulmadık insanlara verir.
Seçtiği kullarını, velisini insanların içinde saklar. Hz. Musa da
peygamber olarak geldiğinde, kavminin hiç ummadığı bir insandı. "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor..." (Şuara
Suresi, 13) ayetinden, Hz. Musa'nın heyecanlı bir insan olduğu anlaşılıyor.
Ama Allah onu seçmişti. Kavmine elçi olarak onu layık görmüş, ona
Katından bir üstünlük ve ilim vermişti. Aynı şekilde, "Eyüp de;
hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık)
beni sarıverdi..." (Enbiya Suresi, 83) ayetinden anlaşılacağı
gibi, Hz. Eyüp'ün de çeşitli hastalıkları vardı. Ama Allah onu da
alemlere üstün kılmış, peygamber olarak onu seçmişti.
Bu nedenle üniversite bitirmenin, profesör olmanın,
sonucunda hiçbir şey başaramadıktan sonra bir önemi yoktur. İnsanlar
"nasıl olur da Amerika'da öğrenim görmemiş, ihtisas yapmamış biri
dünyayı yerinden oynatır" diye şaşırıyorlar. "Böylece: "Allah
içimizden bunlara mı lütufta bulundu?" demeleri için onlardan
bazısını bazısıyla denedik." (Enam Suresi, 53) ayetinde
haber verilen insanlar gibi haset içerisinde bu gerçeği reddetmeye
çalışıyorlar.
Evet Sayın Adnan Oktar ümmidir; ama Allah ona çok
özel bir ilim ve hikmet vermiştir. Tek başına tüm dünyada çok büyük
bir etki meydana getirmekte, eserleriyle dünya çapında bir aydınlanmaya
ve hidayete vesile olmaktadır.
İnsanların içerisine düştükleri bu durum, Allah'ın
Hz. Talut'u elçi olarak seçtiğinde, kavmindeki kişilerin haset ve
kıskançlık ile dile getirdikleri şu sözleri akla getirmektedir:
Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah
size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa,
ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu
verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun
olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah
size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime
dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir."
(Bakara Suresi, 247)
Allah şeytanın müminlerin salih faaliyetlerini engellemek
için yaygara yapacağını bildirmiştir:
"Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların
ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda
onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan,
onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.
Üç beş kendini bilmezin yaygarası ile, Sn.
Adnan Oktar'a karşı muhabbet sevgi ve bağlılık bilakis çok daha
alevlenip şiddetlenmektedir. Şeytanın yaygaraları beni, kardeşlerimi,
arkadaşlarımı, kimseyi etkilemez. Tam aksine Sayın Adnan Oktar'a
olan sevgiyi, muhabbeti ve güveni kat be kat arttırır ve arttırmaktadır.
Cevatçılar kendi aralarında Yancı Kadavra
olarak kod ismi verdikleri, orada burada aç karnını doyurmaya çalışan
zavallı bir yaşlı kadına bir kaç bardak şarap içirip, karnını doyurup,
Sn. Adnan Oktar aleyhinde yazılar yazmak için teşvik etmekle çok
büyük hata yapıyorlar. Allah'ın kendisine verdiği beladan haşa Allah'a
kinlenen ve kendini şaraba veren Yancı Kadavra denen bu zavallı
yaşlı kadının hayal gücü de geniş olduğu ve işi gücü de olmadığı
için aklına ne gelirse uydurup yazıyor. Seni milletvekili yapacağız
diye de bu akıl hastası zavallıyı kandırıyorlar. Bu insan açtır.
Daha önce de Bilim Araştırma Vakfı'na yanaşmaya çalıştı. Oradan
kovuldu. Sonra bunlara yanaştı. Başka yerde karnını doyursalar oraya
da gidecek zihniyette bir insan.
Yancı kadavranın özellikleri
1. Yancı kadavra kendisinde panik atak olduğunu iddia eder. Gittiği doktorları ve etrafını da kandırarak sürekli uyuşturucu hap kullanır. Bu, hapçılığa olan özentisindendir. Uyuşturucu hap kullanma özelliği yıllardan beri devam etmektedir.
2. Şarap veya alkollü içki içtiğinde rahatlayacağını, bunun kendisi için zaruri olduğunu söyler ve kendini acındırarak etrafından sürekli içki ister.
3. Yancıdır. İşi gücü yoktur. 40 yaşına dayanmıştır, hiçbir yerde çalışmamıştır. Kendini ruh hastası göstererek, acındırarak kendine baktıran bir kişidir.
4. Kimsenin yemeğinden, kimsenin sofrasından yemekten çekinmez. Tiksindirici şekilde, kendini kaybetmiş tarzda yemek yer.
5. Vücudundaki büyük ve çaplı yara izlerine rağmen, onları açarak; bütün vücudunu sarmış, kanserojen özellik göstermiş benlerini ve erkeksi vücudunu göstererek kendi aklınca etrafını etkilemeye çalışır.
6. Erkek eli gibi koca ellerini sallayarak ve koca ayaklarını açarak, bir yerden bir yere delice bir hızla, erkeği andıran bir şekilde koşarcasına yürür.
7. Deli enerjisiyle bilgisayarın başına geçtiğinde içkinin ve hapın etkisiyle uyuşmuş beyniyle hayal alemi iyice gelişir ve kafası her türlü iftiraya uygun hale gelir. Düzmece senaryolar oluşturmaya başlar. Bunu da etrafına yaşanmış olaylar gibi anlatır. İftiraya dayananların vazgeçilmez iftira kaynağıdır. Çünkü çok ucuz bir insandır; birkaç bardak şarap ve biraz yemek bu kişiye yeterli olur.
8. Menfaat temin etmeyi umduğu kişilere uzun uzun yalakalık yapar. Kendince sırnaşacağını düşündüğü kişilere özel bir yalakalık şekli vardır.
Cevat Babuna ve karısı Semin Babuna
YORUMSUZ
Sayın Adnan Oktar'ın kitapları yazmadığını
söylüyorsunuz. Bir an için öyle farzedelim. Daha önce Adnan
Oktar'ın yanında olduğunu iddia edip ayrıldığını söyleyen
bir çok münafık var. Bunlar bu kitapları biz yazıyorduk
diyorlar. Başlarında da Cevat Babuna var, üstelik
profesör. Ayrıca kendisine Uçan Türk dendiğini iddia eden
bir profesör. Üstüne üstlük Amerika'da ihtisas yapmış birisi.
Diğer profesör arkadaşlarını da toplasın, istediği gibi
ilave bir ekip daha kursun ve sonra da Sn. Adnan Oktar'ın
yazdığı kitaplar gibi bir tane kitap yazsın görelim. Yoksa
hiç konuşmayın.
Ebru Şimşek, annesi
Rukiye Şimşek gibi ünlü elemanları da kadrosuna dahil eden
Cevat Babuna genç erkeklerden ve genç kızlardan ekibine
yeni katılımlar olduğunu, bu katılımların daha da artacağını
umduğunu, onları hem evinde hem uygun yerlerde eğiteceğini,
kendine benzeteceğini, onlara bilmediklerini öğreteceğini
söylüyor.
Allah Kuran'da bu
hususu şöyle belirtiyor:
De
ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan
başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten
sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları,
arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel"
diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç
şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin
Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk."
(6/71)
Yaratılış Atlası kitabının tüm Dünyada atom bombası
etkisi yapması masonları ve Sabetaycıları şoka soktu. Maddi manevi
bütün imkanlarıyla Bilim Araştırma Vakfı'na ve Sn. Adnan Oktar'a
karşı kendilerince karanlık bir mücadele yürütüyorlar. Her saldırı
her oyun müslümanları hem güçlendirir, hem daha da canlandırır ve
daha da biler.
SABETAYCILAR KAHPE TUZAKLAR PEŞİNDELER
Bilim Araştırma Vakfı'na ve Sn. Adnan
Oktar'a karşı kirli bir ekip hazırlayan Sabetaycılar, Sn. Adnan
Oktar'a suikast yapılması dahil çok karanlık planlar peşinde. Fahişelerden,
telekızlardan, defolu antika görünümlü şahıslardan, bazı insan hurdalarından
oluşan bu ekip, iftiracı, her türlü rezillikten utanmayan, yalan
söylemeyi alışkanlık haline getirmiş karakterdeki kişilerden oluşmaktadır.
Para ve çıkar için herşeyi yapabilecek zihniyette olan bu kişiler,
inşaAllah Türk adaletinin demir yumruğu ile ezileceklerdir. Her
hareketleriyle yeni bir suç oluşturmakta, suç dosyaları sürekli
kabarmaktadır. Türk mahkemeleri önünde önümüzdeki günlerde teker
teker hepsi hesap verecektir.