İDDİALARA CEVAP
(Star TV'de 17 Nisan 2007 tarihinde yayınlanan
Objektif programındaki iddialara cevaplar)

  1. Sayın Adnan Oktar’ın, daha sonra savcılıkta gerçekdışı olduğunu beyan ederek reddettiği, emniyetteki ifadelerinin gerçek olduğu ve emniyette gerilimli değil, son derece rahat bir ortam olduğu iddiası:

Sayın Adnan Oktar'ın da ifadesinin alındığı emniyetteki ortamın gerginliği bilinen bir durumdur. Böyle bir ortamda önceliğin, gerginliğin yatıştırılması olduğu çok açıktır. İşte Sayın Adnan Oktar da emniyette ifade verirken bu doğrultuda hareket etmiştir. Emniyetteki gergin ortamı daha fazla gerginleştirmemek ve can güvenliğini korumak için, kendisine sunulan her iddiayı kabul etmiş ve gerçekte hiç olmamış şeyleri olmuş gibi kabul etmek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla emniyet ifadesinde yer alan sözler gerçeği yansıtmamaktadır. Nitekim daha sonra verdiği savcılık ifadesinde, söz konusu emniyet ifadesini reddetmiştir.

Bu durum, "Sayın Adnan Oktar suçunu itiraf etmiştir" şeklinde yorumlanamaz. O tarihte görevde olup Adnan Oktar'ın ve BAV mensuplarının ifadesini almış olan polisler işkence ve fena muamele uygulama suçundan 216’şar yıl hapis cezası ile yargılanmaktadırlar. İnsanın canı tehlikedeyse ve başka bir çözüm görünmüyorsa yapmadığı şeyleri yaptım diye anlatır. Bu akılcı birşeydir. Sayın Adnan Oktar da bunu yapmıştır. Yoksa bir insan, kendi kendisinin hakimi, kendi kendisinin savcısı, kendi kendisinin infazcısı olmaz. Kendi hakkında insan bu kadar galiz, geniş kapsamlı suçlamalarda bulunmaz. Bunu, 5 yaşında çocuk olsa anlar. Burada yapılanın, can kaygısı ile, sakatlanma veya can kaybı riski olmasın diye her türlü suçu kabul ederek gerilimi ve şiddeti ortadan kaldırma amaçlı bir maslahat olduğu bellidir. Aksi takdirde ne yapılsaydı, can kaybı mı olsaydı? Ama emniyette herşeyi kabul edip, ben yaptım deyip savcılıkta reddetmek akılcı bir davranıştır. Emniyette kabul etmiş hayati tehlikeden ve sakatlanmaktan kurtulmuş, sonra hemen akabinde savcılıkta tüm ithamları reddetmiştir. Orada da kabul etse o zaman bu iddiaların bir geçerliliği olabilirdi ama orada reddettiğine göre, aksi bir iddiada da bulunulamaz. Emniyette bir şiddet ortamı var ancak savcılıkta reddediliyor, çünkü can güvenliği var. Cevat Babuna emniyette verilen ifadeler, savcılıkta, hakim önünde neden reddedilmiş bunlardan bahsetmiyor. Bunu 5 yaşında çocuk anlar, ama Cevat Babuna bunu, malum sebepten dolayı anlamıyor. Nitekim bu polisler hakkında halen devam etmekte olan işkence suçundan davalar açılmış olması da o ortamda yaşanan usülsüzlüğü ve yapılan uygulamanın ne kadar yerinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır .

Cevat Babuna, Sayın Adnan Oktar’ın emniyette alınan görüntülü ifadesini yorumlayarak "kameralarda rahat görünüyor" diyor. Bu iddia son derece anlamsızdır. Çünkü tüm iddiaları baskı ve dehşet ortamında kabul etmiştir ve onların istediği tarzda ifadeyi vermiştir. İfadeyi verdikten sonra aynı şeyler kamera önünde tekrarlanmıştır. Kamerada tekrar ederken onları sakinleştirmeye çalışan, yatıştırıcı, huzurlu bir üslup kullanmıştır. Bunun yerine gerilim mi meydana getirmesi gerekirdi? Karşıdaki kişileri saldırganlığa mı itseydi? Bir insan canı tehlikedeyse, birkaç kişinin içinde kaldıysa, hayati tehlike söz konusuysa gergin hareketler mi yapar, yoksa sakatlanma veya can kaybı olmaması için yatıştırmaya mı çalışır? Sakin ve huzurlu bir tavır mı gösterir, gergin, sinirli bir tavır mı gösterir? Sayın Adnan Oktar sakin, heyecansız, makul bir üslup içinde konuşmuştur. Orada da imzalatılan ifadelerin aynısını anlatmıştır. Nasıl olsa hakim huzurunda reddedeceği için sakin davranmıştır. Nitekim doğru olan da budur.

  1. Kitaplarını Sayın Adnan Oktar'ın kendisinin yazmadığı iddiası, çocukların hiç durmadan bilgisayar başında oturarak kitapları yaptıkları iddiası:

Sayın Adnan Oktar'ın kitapları kendisinin yazmadığı iddiası son derece mantıksız ve asılsız bir iddiadır. Bu iddiada bulunan kişilerin, Sayın Adnan Oktar'ın yanından ayrıldıktan sonra iddia ettikleri faaliyete devam etmeleri, seri halde kitap çıkarmaları gerekmektedir. Üstelik, Sayın Adnan Oktar'ın yanından ayrılan kişilerin etraflarında Cevat Babuna, Edip Yüksel gibi kendisini alim olarak tanıtmaya çalışan kişiler vardır. Bu durumda bu kişilerin çok daha iyi kitaplar yapmaları gerekmektedir. Ancak bu eserlere benzer tek bir eser bile ortaya çıkmamaktadır. Söz konusu kitaplar, yalnızca Sayın Adnan Oktar'ın bulunduğu yerlerde yapılabilmektedir, onun bulunmadığı yerlerde ise yapılamamaktadır. Sayın Adnan Oktar olmasa, bu iddianın sahiplerinin tümü bir araya gelseler, bu kitaplardan birini bile meydana getiremezler. Eğer Sayın Adnan Oktar'ın bulunduğu yerde güzel kitaplar, ilanlar, eserler oluyorsa; o olmadığında da bunların hiçbiri olmuyorsa o zaman bunun tek bir açıklaması olabilir: Sayın Adnan Oktar nereye gitse, mutlaka oraya bereket gelir ve Harun Yahya kitaplarının tümü onun eseridir. Cevat Babuna, kendisi profesör olmasına rağmen, yalnızca Sayın Adnan Oktar'ın hazır olarak kendisine verdiği notlarla hazırlanmış bir kitap çıkarabilmiştir. Bu kitap, kelimesi kelimesine Sayın Adnan Oktar'ın daha önce çıkardığı kitapları ile aynıdır ve Cevat Babuna zaten bundan sonra yeni bir kitap da çıkaramamıştır. Kendisi "karşılıklı tartışalım" diye ortaya çıkmaktadır, ancak Sayın Adnan Oktar ile karşılıklı bu konuyu konuşabilmesi için önce böyle kitaplar çıkarması gerekmektedir.
Ayrıca Sayın Adnan Oktar’ın etrafındaki gençlerin, hipnoz olan, saf, çabuk yönlendirilebilen insanlar oldukları iddia ediliyor. Eğer bu gençler kastedilen şekilde etki altında iseler ve bu kadar saflarsa, zihnen, ruhen ve aklen bu kadar eksik insanlarsa ve bu kadar iradesiz insanlarsa, dünya çapında etkili olan Harun Yahya eserlerini yazdıklarını nasıl iddia ediyorlar? Tabiki bu gençler, bu çirkin isnatlarda iddia edilen vasıflara sahip değiller. Son derece kültürlü akıllı insanlar. Bu gençlerin içinde, Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarının hazırlık aşamasında, bilgi toplanması, araştırma yapılması gibi konularda kendi imkanlarınca destek ve yardımcı olan arkadaşlar var. O zaman bu kişiler, olağanüstü zeki, çok muhteşem insanlar demektir.

  1. Sayın Adnan Oktar’ın çevresindeki insanların okullarını bıraktıkları iddiası:

BAV camiasında pek çok kişi üniversite mezunudur, pek çok kişi master ve doktora yapmış, yüksek öğrenim eğitimi almış kişilerdir. Bu iddiayı ortaya atan Cevat Babuna'nın kendi çocukları da üniversite eğitimlerini bitirmiş durumdadırlar.

  1. Sayın Adnan Oktar’ın çevresindeki insanların hiçbirinin askere gitmedikleri iddiası:

Bav camiasında hemen herkes askerlik görevini yerine getirmiştir. Bunu yerine getirmemiş çok az insan vardır. Aksini iddia edebilmek için buna dair delil gösterilmesi gerekmektedir ki, bu da mevcut değildir.

  1. Cevat Babuna'nın çocuklarının paralarının kullanıldığı iddiası:

Gerek benim hastalığım sırasında, gerekse Cevat Babuna'nın torunu Erdem Ertüzün'ün hastalığı sırasında, Cevat Babuna'nın tedavi için para vermemesi ve bizi ölüme terk etmesi sonucunda sahip olduğumuz mal varlıklarının büyük bölümünü bu tedavilere yatırmak zorunda kaldık. Geri kalan miktar nakit para olarak bizde durmaktadır. Hastalığım sırasında Cevat Babuna, hastalığın hiçbir şekilde tedavi olamayacak bir hastalık olduğunu belirterek buna para harcamasının imkansız olduğunu televizyonda açıkça belirtmiş ve Amerika'da hastanede tedavim sürerken para göndermeyi kesmiştir. Aynı şekilde kalbindeki damarların yerinin değiştirilmesi için ameliyat olması gereken torununa da "spor yap iyileşirsin" diye tavsiyelerde bulunmuştur. Cevat Babuna'nın torunu, Cevat Babuna'nın hiçbir para yardımında bulunmadığı bu hastalığın tedavisi süresince iki kere ameliyat olmuş, kalp damarlarının yeri değiştirilmiş ve kalbine ömür boyu kalacak bir pil takılmıştır. Bu iki ciddi hastalık boyunca tüm maddi destek, kız kardeşlerimden gelmiştir.

  1. Bütün ailelerin Bilim Araştırma Vakfı’na karşı olduğu iddiası:

BAV camiasına karşı tutum gösteren yalnızca birkaç aile vardır. Bunların dışında BAV camiasında bulunan kişilerin aileleri Sayın Adnan Oktar'ı desteklemekte, kendisini sevip saymaktadırlar. Yüzlerce aile Sayın Adnan Oktar'ın destekçisidir. (Bununla ilgili bölümündeki video filmleri seyredilebilir. )

  1. Yüzlerce dava açarak yıldırma iddiası:

Kanal kanal çıkıp çeşitli hakaretlerle iftiralarda bulunan, çeşitli gazetelere çirkin demeçler veren insanlara karşı susmak elbette olmaz. Çeşitli kanun maddelerine uygun olarak dava açmak Sayın Adnan Oktar’ın hakkıdır. Aksi durumda herkes herkese iftira atabilir.
Eğer Sayın Adnan Oktar'a iftira atılıyorsa ve yapılan suçlama hakim önünde ispat edilemiyorsa, bu durumda bu mesnetsiz iddialara hukuki olarak cevap vermek gerekir. Bu iddiaların hiçbiri kanıtlanamadığı sürece, bunlar iftira hükmündedir ve elbette ki bu konuda dava açılması gerekir. Sayın Adnan Oktar'ın kendisine yönelik bu tip mesnetsiz iddialara karşı dava açması, kendi hukuki hakkıdır.

  1. Şantaj yapıldığı iddiası:

1999 yılında yapılan operasyon sırasında söz konusu iddia ortaya atılmış ve buna dair video kasetler ve diğer deliller aranmıştır. Fakat söz konusu iddiayı destekleyen tek bir delil bile bulunamamıştır. Bahsi geçen şantaj listesi ise emniyette zorla söyletilmiştir. Şantaj iddiaları gerçekleri yansıtmadığı için emniyet ifadesinde adı geçen kişilerin hiçbiri şikayetçi olmamışlardır. Mehmet Ağar ve Celal Adan ise şikayetlerini geri almışlardır. Şantaj ve çete iddiaların asılsız olduğu, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2006/26 numaralı dosyasının 2007/7 nolu BERAAT kararı ile tesbit olmuştur. BAV mensupları ve Sayın Adnan Oktar beraat etmiştir. Herhangi bir kişiye şantaj yaplıdığına dair tek bir delil yoktur.

  1. Devletten şikayetçi olma iddiası

Şahıslardan şikayetçi olmak ayrıdır. Devletten şikayetçi olmak ayrıdır. Saadettin Tantan devlet değildir. Devletin içinde suç işlemiş bir memurdur. Devlet büyük bir bütündür. Milyonlarca insandan oluşmaktadır. O zaman kimseye dava açılamaz. Sayın Adnan Oktar devlete yönelik bir dava açmamıştır. Devlet olmak ayrı, devletin içinde bir şahıs olmak ayrıdır.