|
ADALET BAKANLIĞI MAKAMI’NA
Bilgi veren ............... : Ebru
Akyüzalp
Açıklamalar :
Bu dilekçeyi, annem Türkan Akyüzalp'in
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan 2006/26 esas
sayılı Bilim Araştırma Vakfı Davası’nın 13.10.2006 tarihli celsesinde
müdahil avukatı Rezzan Aydınoğlu'nun tanığı olarak verdiği ifadeyi
aydınlatıcı olması maksadıyla makamınıza sunuyorum.
Annem mahkeme huzurunda müdahil tarafın
kasıtlı yönlendirmesi sonucunda benim hakkımda bir takım gerçek
dışı beyanlarda bulunmuş ve aynı ifadeleri daha sonra basında
ve medyada da tekrar ederek, kamuoyunda ve yakın çevremde hakkımda
bazı yanlış intibalar oluşmasına neden olmuştur. Benim bu davada
yargılanan kişilerden, Sayın Adnan Oktar’dan ve Bilim Araştırma
Vakfı mensuplarından herhangi bir mağduriyetim söz konusu değildir.
Mağdur olmam için de bir sebep yoktur.
Sayın Bakanlığınıza daha önce göndermiş
olduğum 13.10.2006 tarihli dilekçemde de belirttiğim gibi ben
32 yaşında, eğitim durumum, sosyal ve kültürel düzeyim itibariyle
herhangi bir kişinin ya da akımın etkisinde kalabilecek bir kimse
değilim.
Annemin mahkeme önünde ve medyada
sergilediği acılı, gözü yaşlı aile tablosu da tamamiyle müdahil
avukatı Rezzan Aydınoğlu'nun annemi yönlendirmesiyle oluşan bir
senaryodan ibarettir. Bu iddiaların tamamı yalan ve iftiradan
oluşan düzmece bir senaryodur. Bununla ilgili detayları söz konusu
dilekçemde belirtmiştim. Ancak burada annemin, aleyhimdeki bu
komploya katılmasının altında yatan çok önemli bir gerçeği daha
aydınlatmakta fayda görüyorum.
Ben bütünüyle farklı bir aile ortamı
içinde yetiştiğim halde kendi irademle İslam dinini seçmiş ve
elimden geldiğince dinimin gereklerini yerine getirmek isteyen
Müslüman bir kimseyim. İnançlarımın güçlenmesinde ve İslam dinini
bu derece sevip bağlanmamda, Sayın Adnan Oktar’ın Harun Yahya
ismiyle yayınlanan eserlerinin çok büyük etkisi oldu. Bunun farkına
varan ailem, bu duruma çok içerledi. Kendi inanç ve düşüncelerine
bağlı olmadığımı anladıktan sonra bana ve arkadaşlarıma karşı
yoğun bir baskı politikası izlemeye başladılar. Gelişen olayların
kökeninde yatan nedenlerin arasında, önemli bir nedenin de bu
olduğunu düşünüyorum.
Ailemin yukarıda bahsettiğim bu farklı,
hatta İslam diniyle bütünüyle tezat arzeden yapısı ise annem ve
babamın sabetayist bir kökene, sabetayist bir inanç, düşünce ve
yaşam biçimine sahip olmalarından kaynaklanmaktadır.
Bilindiği gibi, sabetayizm bundan yaklaşık 400 yıl önce Sabetay
Sevi isimli bir Yahudi tarafından ortaya atılmış, taraftarları
Osmanlı döneminde ağırlıklı olarak Selanik şehrinde yaşamış olan
sapkın bir dini akımdır. Bu nedenle, Sabetaycılar, halk arasında
“dönmeler”, “avdetiler” olarak adlandırıldıkları gibi “Selanikliler”
olarak da anılmaktadırlar.
Sabetay Sevi, yaşadığı dönemdeki bölücü
faaliyetleri, ahlaksız yaşam biçimi, sapkın inanç ve uygulamaları
nedeniyle sayısı 1 milyonu aşan bağlıları ile birlikte devlet
tarafından takibe alınmıştır. Bunun üzerine Sabetay Sevi ve bağlıları
taktik olarak İslam dinine geçtiklerini ilan etmiş, isimlerini
İslami isimlerle değiştirmiş, dışarıya karşı kendilerini her bakımdan
şüphe edilmeyecek ölçüde Müslüman tanıtmışlardır. Bu yöntemle
üzerlerindeki baskı ve takibi bertaraf etmişlerdir. Bununla birlikte
gizliden gizliye eski dinlerini ve çarpık, ahlak dışı yaşam biçimlerini
sürdürmeye devam etmişlerdir.
Sabetaycılık ya da halk arasında yaygın
olan tanımıyla dönmelik adı verilen bu akım ve bağlıları tüm bu
gizlilik ve geleneği sürdürerek günümüze kadar gelmişlerdir. Sabetay
Sevi zamanından kalan tüm inanç ve uygulamalarını da aynı şekilde
korumakta ve uygulamaktadırlar. Ben bu gerçeğe çocukluğumdan beri
kendi ailem içinde bizzat yaşayarak şahit oldum.
Bugün sabetayizm gerçeği ve Türkiye'deki
sabetayist aileler birçok ünlü yazar tarafından kaleme alınmış,
bu konu belgelerle pek çok eserde gözler önüne serilmiştir. Sabetaycı
ailelerin listeleri ve kökenleri de detaylarıyla bu eserlerde
yer almaktadır.
Aynı şekilde, benim annem ve babam
da kökenleri ünlü Sabetaycı "Karakaş" ailesine mensup
kimselerdir. “Akyüz” ve “Akyüzalp” soyadları ünlü Sabetaycı soyadlarıdır.
Bu durum, ilmi kaynaklara da yansımış bir gerçektir.
Annem Türkan Akyüzalp’in kızlık soyadı
olan "Ülgen" de Sabetaycılar arasında oldukça tanınmış
bir soyadıdır. Bizimle görüşen Sabetayist aileler kendisine gerçek
ismi olan "Malka" adıyla hitap ederler. Bu klasik bir
Yahudi ismidir.
Sabetaycı aileler, sadece kendi aralarında evlenirler. Karakaşiler
kolu ise Sabetaycılar arasında bu ilkeye en çok özen gösteren
kesimdir. Annem ve babamın gerçekleştirdiği evliliğin arkasında
bu neden yatmaktadır.
Annem gibi “Karakaş” ailesine mensup
olan babam Mehmet Necdet Akyüzalp de Selanik kökenlidir. Sabetaycılar,
genelde babam gibi üç isim kullanırlar. Sabetaycılar arasında
“Mehmet” isminin yaygın olarak kullanılmasının özel bir sebebi
bulunmaktadır. Sabetay Sevi, Osmanlı yönetimini aldatmak için
görünüşte Müslüman bir yaşama geçtiğinde, “Mehmet” adını kullanmaya
başlamıştır. Bu nedenle, bir kısım Sabetaycılar, gelenek olarak
“Mehmet” ismini kullanmaktadırlar. Babam da bu geleneği takip
eden Sabetaycılardan biridir.
Evimiz çocukluğumdan beri Yahudi
dönmesi Sabetayist ailelerin uğrak yeri olmuştur. Diğer ailelerle
dönüşümlü olarak düzenli toplantılar yaparlar ve mutat ayinler
düzenlerler.
29. Saint Andre derecesine yükselmiş
bir Mason olan babamın da dahil olduğu bu toplantılarda Müslüman
ahlakıyla, örf ve ananelerimizle, manevi değerlerimizle uzaktan
yakından ilgisi olmayan, duyulsa insanları hayrete düşürecek olaylar
gerçekleşmektedir.
Ailemin de içinde bulunduğu bu azınlık
güruhun, her ne kadar dışarıya karşı kendilerine Müslüman görünümü
verseler de, gerçekte bütünüyle farklı bir yaşam ve inanış biçimleri
vardır.
Belli zamanlarda aile yakınlarımızın
ve bunlar gibi sabetayist ailelerin mezarlarının bulunduğu Üsküdar
Bülbülderesi mezarlığını ziyaret ederler.
Sabetayist olan akrabalarımızdan
pek çoğu da babam gibi yüksek dereceli masondur. Masonik törenlerin
ve sabetayist ayinlerin kimi zaman bir arada topluca düzenlendiği
toplantılarda masonik kıyafetler giyilir ve masonik ritüeller
eşliğinde akla hayale gelmeyecek rezaletler meydana gelir.
Törensel yönü dışında bu tür toplantılar,
masonik ve Sabetayist ailelerin aynı zamanda önemli bir karar
alma ve strateji belirleme merkezleridir. İstanbul 2. Ağır Ceza
Mahkemesi’nin 2006/26 sayılı davasında müdahil avukatı Rezzan
Aydınoğlu'nun tanık olarak gösterdiği ve annemle aynı acılı aile
görüntüsünü çizmeye çalışan Semin Babuna ve kocası ünlü Prof.
Dr. Cevat Babuna da evimizdeki bu gizli toplantılara defalarca
katılmış ve bizim gibi İslamiyeti seçen çocuklarına nasıl gözdağı
verebileceklerini ve ne tür baskılar yapabileceklerini uzun uzun
tartışıp planlamışlardır.
Benim ve benimle benzer durumda olan
insanlar hakkında evimizde toplu olarak planlanan yalanların mahkeme
önünde ve basında sözde "şok gerçekler" olarak aktarılması
karşısında duyduğum üzüntü üzerine bu yalan ifadelerin içyüzünü
ve altında yatan bu önemli gerçekleri açıklama ihtiyacı duydum.
Bilgilerinize saygılarımla arz ederim.
31.10.2006
Ebru Akyüzalp

|