|
Ben Fatma Ceyda Ertüzün, mahkemenizde tanıklık yapan Semin Babuna
ve Cevat Babuna’nın beş çocuğundan yaşça en büyükleriyim. 45 yaşındayım.
Doğru Yol Partisi 18. dönem milletvekili merhum Prof. Dr. Tevfik
Ertüzün’ün eşiyim. 21 yaşında Emre Yaşar Ertüzün ve 18 yaşında
Erdem Ertüzün adlarında üniversite öğrencisi iki oğlum var. Rahmetli
eşimi 1998 yılında kaybettim.
Ben annemin ve babamın gerek mahkemenizde
gerekse basında verdikleri aslı olmayan beyanatlarıyla ilgili
sayın makamınızı bilgilendirmek istedim.
Ben orta yaşlı, üniversite öğrencisi
iki çocuk sahibi bir kişi olarak eşimin politik yaşantısının da
etkisiyle geniş hayat tecrübesi edinmiş bir insanım. Annemin ve
babamın benden ve kardeşlerimden gıyabımızda sanki ortaokul talebesiymişiz
gibi bahsetmeleri ve bizimle ilgili bir takım iftiralar atmaları
beni hayli rencide etti.
Annem benimle ve çocuklarımla
(torunlarıyla) görüşemediğini, eve başkalarının telkinleri neticesinde
gelmediğimizi ve ayrıca benim kardeşlerimle de görüşmediğimi
söylüyor. Şu anda kardeşlerim ve iki oğlumla birlikte annemlerin
alt katında yaşıyorum. Benim eğitimleriyle ve sağlıklarıyla ilgilenmem
gereken iki tane delikanlı oğlum var. Ben ayrıca sosyal hayatı
olan ve bazı kültürel faaliyetlere iştirak eden bir insanım. Rahmetli
eşimin milletvekili ve profesör olması, ayrıca bürokraside üst
düzey görevlerde bulunmuş olması nedeniyle cumhurbaşkanları, başbakan,
bakan, bürokrat ve profesörlerden oluşan çok geniş bir çevrem
bulunmaktadır. Bütün bu sorumluluklarımı bırakıp bütün vaktimi
anneme ve babama ayırmama imkan yok. Ayrıca annem ve babam hiç
tasvip etmediğim bir hayat tarzına sahipler, ben çocuklarımı ahlaklı,
saygılı, vatana, millete hayırlı evlatlar olarak yetiştirebilmek
için onlara hem anne hem baba oldum. Annem ve babam çocuklarımın
terbiyesini zedeleyecek telkinlerde bulunuyorlar. Örneğin Emre
ve Erdem annemlerden geldiklerinde bana dedelerinin kendilerine
zorla viski içirdiğini ayrıca anormal bazı partilere götürmek
istediğini söylüyorlardı. Çocuklarımı tek başına değil de benimle
veya kardeşlerimden biriyle anneannelerine göndermemin sebebi
budur. Bu yaşta çocuklara anneanne ve dedelerinin ahlaki zaafiyetlerinin
olduğunu söylemek o kadar kolay olmuyor.
Annem ve babam “çocuklarıma yirmi
dükkan, altı tane araba verdim. Mallarını başkalarına
devrettiler” diyor. Bunlar tamamen yalan. Babam bana
ömrüm boyunca hiç araba almadı. Kendime bugüne kadar iki araba
aldım onları da yalnızca kendi paramla aldım. Gayrimenkullerimi
başkalarına devrettiğimi iddia ediyorlar. Bu da tamamen asılsız.
Gayrimenkullerimden bir kısmını sattım, bir kısmı duruyor. Satmamın
sebebini de beni tanıyanlar bilirler. Eşimi kaybettikten hemen
sonra kardeşim Oktar ilik kanseri oldu. Annem ve babam Oktar’la
ilgilenmeyi reddettiler. Bu nedenle, ben 10 ve 12 yaşlarında babaları
vefat etmiş olan iki oğlumu en kritik çağlarında İstanbul’da bırakıp,
babamın “artık yaşamaz” diyerek bakmadığı kardeşime bakmak için
Amerika’ya gittim. İki yıl boyunca oğullarımı göremedim. Çocuklarım
sırf annem ve babam Oktar’a bakmadığı için anne şefkatinden yoksun
iki yıl geçirdiler. Fakat güzel bir ahlaka sahip oldukları için
bir kez bile şikayet ettiklerini duymadım.
Ben de bu esnada hem yaşam mücadelesi
veren kardeşime baktım, hem de babam hiç para yollamadığı için
gayrimenkullerimden bazılarını satıp tedavi masraflarının bir
kısmını üstlendim. Annem ve babam ise bu özverili davranışı takdir
edecekleri ve ailesine bu derece düşkün, fedakar evlatları olduğu
için Allah’a şükredecekleri yerde, bana ve alakam olmayan bazı
insanlara iftiralar atmaktadırlar. Annem ve babamın bu tutumu,
ne kadar büyük bir ahlaki çöküntü içinde olduklarını göstermektedir.
Çocuklarımın üniversite eğitimlerini
bıraktığını söylüyorlar. Bu doğru değil. Oğlum Emre İstanbul
Üniversitesinde, Erdem ise Bilgi Üniversitesinde okuyorlar. Emre
okuluna devam ediyor. Fakat küçük oğlum Erdem kalp hastası, iki
yıl evvel yurtdışında çok büyük bir açık kalp ameliyatı geçirdi.
Kalbindeki iki delik kapatıldı, ayrıca kalbe yanlış bağlanmış
olan 4 damar kesilip yerine bağlandı. Şu anda yaşaması mucize.
Bu sebeple sağlığına tekrar kavuşunca eğitimine devam etmek üzere
okuluna bir süre ara verdi. Bu hastalık esnasında anne ve babamdan
en ufak bir destek görmedim. Babam “ben hekimim, Erdem’in ameliyat
olmasına gerek yok, tenis oynasın bir şeyi kalmaz dedi”. Eğer
babamın bu sözünü dinleyip hastalığın üstüne gitmeseydim oğlum
şu anda bu genç yaşında vefat etmiş olacaktı. Ayrıca bu ameliyat
ve daha sonraki bakımı sebebiyle çok büyük bir masrafın altına
girdim, ama anne ve babam bana madden de destek olmadılar. Babam
“benden beş para bekleme “dedi. Babam şefkatsiz ve acımasız bir
insandır.
Eşimi, Haliçte patlayan araba lastiğini
değiştirirken ehliyetsiz ve alkollü bir şöförün arkadan çarpması
sonucunda kaybettim. Eşimin bana miras bıraktığı para
ve gayrimenkule annem ve babam el koymak istediler. Annem
beni hergün zorla alışverişe çıkartıp kendisine kıyafetler aldırtıyor,
babam ise sahip olduğum arabayı elimden alıp kendisi kullanıyordu,
ayrıca eşimden kalan yazlık evimde gidip kendileri kalıyorlardı.
Ben, bu miras, yetim iki oğlumun hakkı olduğu için onların israf
etmelerini istemedim, bu sebeple bana karşı kin beslemeye başladılar
ve en sonunda da bir kısmını kardeşimin ve oğlumun sağlığı için
sattığım gayrimenkullerimi “başkalarına devretti” diye bana iftira
attılar.
Rahmetli anneannem hayattayken annem
ve babam için “bu ikisi çok zalimler” derdi.
Anneannem çok haklıymış, yaşlanıp aciz hale geldikten sonra annem
ona bakmayıp evdeki çalışan kadınlara bıraktı, onlar kadıncağıza
6 ayda bir banyo yaptırıyordu. Anneannemin bakımsızlıktan sırtında
derin yaralar açılmıştı. Halbuki babam kalp ameliyatı geçirdiğinde
biz beş çocuk ve iki torun on gün hastanede nöbet bekledik. Hatta
babamı ameliyat eden profesör “bu kadar bakıma ihtiyacı yok” deyip
bizi eve göndermeye çalışmıştı.
Sonuç olarak söylemek istediğim annem
ve babam kendilerini tanıttıkları gibi insanlar değiller. Biri
63, diğeri 80 yaşında ve ahlaklarındaki bozukluklar yaşlılıklarının
da etkisiyle iyice dışa vurmaya başladı. Onların durumundan faydalanmak
isteyen kişiler başta yaşlı bir bayan avukat olmak üzere, anneme
mahkemenizde yalancı şahitlik yaptırıp, basında gerçekdışı hikayeler
anlattırıyorlar. İftira ettikleri kişi 250 eser sahibi, dünya
çapında tanınan bir yazar. Sayın Adnan Oktar ve BAV camiasından
hiçbir şikayetim olmadığı gibi, Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarını
ve ortaya koyduğu fikirleri ilgiyle takip ediyorum. Böyle kıymetli
bir yazarın ülkemizde yaşamasının Türkiye açısından gurur verici
olduğunu düşünüyorum.
Sayın mahkemenizi bu hususlarda bilgilendirmek
istedim.
Saygılarımla
Fatma Ceyda Ertüzün
|